Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Kurdan kaleler, kırılgan beşler…


Tüm toz duman içerisinde istikrarlı olan tek şey kurdaki yükseliş. Dolar 3,90 TL’ye Avro ise 4.50 TL’ye dayanmış durumda. Geçen yıl bugün ( 9 Kasım 2016) Dolar 3,30 TL, Avro 3,67 TL idi. Yani bir yılda dolar yüzde 18, Avro ise yüzde 22 artmış. Üretiminin yüzde 76’si ithal girdiye bağımlı bir ekonomide kurdaki her hareket maliyetlere ve o da katlanarak fiyatlara yansıyor. Son bir yılda enflasyonda yaşanan yukarı yönlü hızlı hareket bundan kaynaklanıyor.

Kur meselesi çözülmedikçe maliyet artışları engellenemez. Maliyet artışları ise tüketici fiyatlarının sürekli yükselmesi anlamına geliyor. Fiyatlardaki artışın ilk etkisi ise satın alma gücünü ifade eden reel ücretlerin erimesi yönünde.

***

2000’lerin başında “yükselen piyasalar” (emerging markets) arasında gösterilen Türkiye, 2008 sonrası önce Kırılgan Beşli (Fragile Five) arasında sayıldı, sonra liste sekize genişletildiğinde de kendine bu grupta yer buldu! Bu kavramı ilk olarak Morgan Stanley kullanmıştı.

Standart&Poor’s (S&P) son açıkladığı ekonomik raporda yeni bir Kırılgan Beşli tanımladı ve Türkiye bu listede de kendisine yer buldu.

S&P dünyanın en kırılgan beş ekonomisi olarak; Hindistan, Endonezya, Brezilya, Türkiye ve Güney Afrika’yı sayıyor. Raporda “Bu 5 ülkede büyük cari işlemler açıkları, ulusal yatırımları karşılamak için yetersiz tasarruf oranı ortaya koyuyorlar. Bu ülkeler küresel finansal koşulların sıkılaşmasında en riskli olabilir” deniliyor.

***

Mesele şu, dünyada tasarruf oranı en düşük ülkelerden biriyiz. Sebebi gelirlerin düşüklüğü. Gelirler (başta ücret) düşük olduğu için tüketim dışında ayrılacak para kalmıyor. Tasarruflar yetersiz olunca yatırımın finansmanı için yabancı sermayeye ihtiyaç duyuluyor. O da mevcut siyasi belirsizlikler nedeniyle doğrudan yatırıma yanaşmıyor, kısa vadeli sermaye olarak (sıcak para) borsa, döviz piyasası, bankacılık sistemine giriş-çıkış yapıyor. Çıkışta getirdiğinden fazlasını alıp götürüyor.

Böylelikle tasarruf açığı, yabancı finansman bağımlılığı yaratırken, onun kısa vadeli karakteri orta vadede daha fazla açık yaratıyor.

Tüm bunlara kurdaki yukarı yönlü hareket eklendiğinde –imalatın ithal girdiye bağımlılığı dikkate alınınca- cari açık kaçınılmaz bir karakter kazanıyor.

Neticede kur, enflasyon, faiz gibi değişkenlerdeki bütün hareketlerin gerisinde ekonomik işleyişteki yapısal problemler yatıyor. Ekonomi bütüne değer yaratmak yerine tekelci sermaye birikiminin çarkına su taşıdıkça “kırılganlığı” baki kalacaktır.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 09/11/2017 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: