Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Dış Ticarette Haddimiz


Dün TÜİK mayıs ayı dış ticaret endeks değerlerini açıkladı. Açıklanan veriler ihracat birim değer endeksinin geçen yıla göre yüzde bire yakın düzeyde azaldığını ve ithalat birim değer endeksinin de yüzde 5.7 düzeyinde arttığını gösteriyor. Durum şu; dışarıya sattığımız malların kıymeti azalırken satın aldıklarımızın hızla artıyor. Görünen o ki, son yıllarda sanayinin bileşimini değiştirip yüksek katma değerli ürün üretimini olanaklı kılmak üzere neredeyse aylık olarak revize edilen sanayileşme politikaları pek de işe yaramıyor.

***

Dış ticaret endeksindeki kutuplaşma (ihracat endeksinin azalıp, ithalatın artması) dış ticaret haddinin de bozulmasına yol açıyor. Dış ticaret haddi 105.6’ya kadar gerilemiş durumda. Geçen yıl aynı dönemde endeks değeri 112.6 idi. Dış ticaret haddi ihraç edilen mallarının ortalama fiyat düzeyinin ithal edilen malların ortalama fiyat düzeyine bölünmesiyle bulunuyor. Dış ticaret haddi bir ülkenin dış ticaretten ne kadar kazanç elde ettiğini gösteriyor. Dış ticaret haddi azaldıkça, ülke ticaret hacmini genişletse de bu ticaretten zarara uğrar. Mevcut durumda dış dünyayla bozulan genel politik ilişkilerimiz sayesinde dış ticaret hacmimiz daralmakta ve böylece dış ticaret haddinden kaynaklanan olumsuzluğun etkisi zayıflamaktadır.

***

Geçen hafta değindiğim bir konu vardı. Başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri korumacılığa soyunurken başını ABD ve İngiltere’nin çektiği ülkeler ise hızlı bir biçimde korumacılık zırhlarına sarılıyorlar. ABD yıllık 400 milyar doların üzerinde açık verirken Almanya ortalama 280 milyar dolar fazla veriyor. Almanya dış ticarette kazançlı(?) ülke. Fakat bu kazanç serbest piyasacılığın liderlik koltuğuna oturmasına yetmiyor. Uzun yıllarca benzer bir karşıtlık ABD ve Çin arasında gözlemleniyordu. Çin üretim işkencehanelerinde ucuz işgücüyle ürettiklerini başta ABD olmak üzere dünyanın geneline satıyor ve elde ettiği dolarları da kasasına koyuyordu. Neticede Çin’in dolar rezervi öyle bir düzeye erişti ki adeta küçük bir ABD yutmuş gibi oldu! Sağa dönse içinde ABD var, sağa dönse içinde ABD var! Bugün ABD dolarında ortaya çıkabilecek olası değersizleşme ilk olarak Çin’i batıracaktır. Çin bunun farkında! Artık ucuz emek gücüne dayalı üretimin sonu geldi. Paradigma ucuz yerine nitelikli üretime doğru kayarken, bu süreç ABD ve Almanya başta olmak üzere batılı kapitalist ülkeler tarafından ilmek ilmek dokunarak ilişkiselliği ve katma değeri yüksek ürün üretimi “yeni standart “ haline getirilmeye çalışıldı. Sanayi 4.0 olarak da isimlendirilen süreç ile üretimin merkezi doğudan batıya çekilmeye çalışılmaktadır. Şimdilik bu konuda çok ciddi gelişmeler olduğu da açık. Bu aşamada özellikle 90’ların ilk yarısından itibaren Çin’i taklit ederek ucuz emek gücüne dayalı üretime odaklanan içinde Türkiye’nin de olduğu ülkeler için de eksen kaymış oldu. Bugün doğu Avrupa ülkelerinde temel sorun nitelikli işgücünü göçle batıya kaptırmış olmalarının yarattığı çaresizliktir.

***

Türkiye’de hızla bozulan dış ticaret haddi ve üretimin bileşiminin bir türlü değiştirilemiyor oluşu, ABD ve İngiltere’nin Almanya ile ayrı vagonlarda aynı yöne ilerleyişi, Almanya’nın Avrupa’yı yutmaya başlayan yüksek katma değerini alt alta yazdığımızda uluslararası kapitalist işbölümünde ve dış ticaret politikalarında yakın dönemin çok ciddi kopuşlar, ittifaklar ve çatışmalara gebe olduğunu söyleyebiliriz. Bu alandaki savaşın etkileri elbette çok daha yıkıcı olacaktır.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 13/07/2017 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: