Üretimsiz Büyüme, Parasız Ekonomi

TÜİK (Türkiye istatistik Kurumu) yarın 2016 son çeyrek (Ekim, Kasım ve Aralık) büyüme oranını açıklayacak. Son çeyrek ile birlikte yıl tamamlandığı için 2016 yılı büyüme oranını da öğrenmiş olacağız. Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını kapsayan üçüncü çeyrek büyüme oranı yüzde 1.8’lik küçülmeyi gösteriyordu. Hem de bu oran TÜİK’in meşhur revizyonunun sihirli dokunuşlarına rağmen gerçekleşmişti! Yılın son üç ayı ise kendinden önceki çeyreği mumla aratır cinstendi. Normal şartlarda son çeyrekte yüzde 3 düzeyinde bir küçülme ve yıllık bazda da sıfır büyüme beklenebilir ama biliyorsunuz normal şartlarda değiliz. TÜİK daha önce de çokça tartışıldığı gibi, ulusal gelir hesaplarının hesaplanış yöntemini değiştirdi. Önceden dört çeyrekteki büyümenin aritmetik ortalaması yıllık büyümeyi verir ve TÜİK geriye dönük birkaç makyajla (revizyon) veriyi kesinleştirirdi. Şimdi dört dönem değeri önceki yılın çeyreklik değerlerine bağlı olarak hesaplanmakta. Zincirleme Hacim Endeks (ZHE) adı verilen yöntem ile hem yıl içinde çeyreklik büyüme oranları arasındaki mantıksal ilişki kopartılmış oluyor. Dahası bildiğimiz büyümeyi üretimdeki artış belirlerken TÜİK tipi yeni büyümeyi petrol fiyatlarındaki değişimden döviz kuruna kadar çok sayıdaki maliyet unsuru da belirleyebiliyor. Büyümenin dayanağını oluşturduğu varsayılan katma değer artışı, maliyet minimizasyonuna dayandırılınca sonuçta üretim artmadan da büyümüş olabiliyorsunuz. Son üç yılda büyüme oranının yukarı doğru revizyonunun gerisinde de Suriyeli göçmen işçilerin ucuz emeği yatıyor.

***

Seçim hazırlıkları için yapılan harcamaları ve doların ateşini söndürmek için savrulan milyar dolarları saymazsak aslında özellikle son 6 ayda ekonomiden paranın büyük ölçüde çekildiğini söyleyebiliriz. Durgunluk tüm ekonomik sektörleri vururken az da olsa yapılan işler de hesaba yazdırılarak sürdürülmektedir. İş yapanlar yaptıkları işin bedelini parasal olarak alamamaktadır. Bu durumun yaygınlaşması ekonomik sektörler arası bir tür “takas ekonomisini” de ortaya çıkarmış gibi gözüküyor. Ekonomideki parasal döngünün azalmasında başta tekelci sermaye grupları olmak üzere fırsatını bulan hemen her sermaye sahibinin parasının önemli kısmını Avrupa’daki güvenli bir iki ülkeye taşıması ve ülke içerisinde de tüketicilerin “gelecek kaygısı” nedeniyle iddihar (gömüleme) eğilimine yönelmesinin  yattığını söyleyebiliriz. Her ne kadar beklentiler referandum sonrasına atılmış ve geniş halk kesimleri kendisini korumaya alarak (hem ekonomik gelirini hem de akıl sağlığını) günü geçirmeye çalışmış olsa da ekonomik alandaki kör düğümün referandumla aşılamayacağı aşikâr.

En son Akbank grevinde yaşanan yasaklama da gösterdi ki, olağanüstü halin devamı tekelci sermaye çıkarları açısından çokta fena bir durum ortaya çıkarmıyor aksine korumacı bir kabuk sunuyor. Ekonomik durgunluğun da siyasal çıkmazın da faturası başta işçi sınıfı ve emekçiler olmak üzere yurtdışına kaçıracak sermaye birikimi olmayan küçük üretici ve esnafa kesilmektedir.

***

Sonuç olarak TÜİK’in yarın açıklayacağı büyüme oranı ne olursa olsun herkes biliyor ki ekonomik küçülme hızla devam ediyor.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir