Ekonomik ve siyasal yıkım

Anımsarsınız, daha birkaç yıl önce IMF ile yapılmış Stand by anlaşmasından doğan taksit bitti diye “Dış Borcu Sıfırladık” nidaları atılıyordu. AKP iktidarları boyunca, kamunun toplam dış borç içindeki payı azalmış, özel kesim sermayenin dış borcu ise tarihi seviyelere çıkmıştır. Kamunun ekonomik varlığının sermaye gruplarına nakliyle zaten kamunun borçlanma gereği de büyük ölçüde ortadan kalktığı için ortada şaşıracak bir durum da yoktu. Ama ucuz bir propaganda aracı olarak kullanıldı IMF taksitinin bitişi. Oysa dış borç bitmediği gibi Türkyie’nin IMF ile mevcut “aşkı” da hiç sonlanmadı. Borç almayan bir ülke olarak taahhütleri sürdüren belki de ilk ülke olduk. O dönemde “kendiliğinden stand by” başlığıyla yazmıştım ben de bu konuyu.

Dış borç bırakın bitmeyi artıyor, ancak borcun bileşimi değiştiği için bahsettiğimiz ucuz propagandaya zemin oluşuyordu. Madalyonun altta tutulan kısmında ise günden güne hızlanarak artan özel kesim sermayenin dış borçları gerçeği vardı. Biliyorsunuz, Türkiye kırılgan beşli (fragile five) içinde en kırılgan ülke. Bizi en kırılganların birincisi yapan iki durum var: Cari açık ve tasarruf yetersizliği. İkisi birbiriyle ilişkili. Yurtiçi tasarruflar yetersiz kaldığında, yatırım için yabancı sermaye girişine ihtiyaç doğuyor. Yabancı sermaye doğrudan gelmiyorsa, -ki 2008 sonrası doğrudan yabancı yatırımlar hızla azaldı ve son dönem bölgede izlediğimiz “stratejik anlamda derin” politikalarla da neredeyse tamamen kesildi- bu sefer kısa vadeli sermaye (sıcak para) çekilmeye çalışılıyor. 2008 Krizi öncesinde, 2007 yılında doğrudan sermaye girişi 220 milyar dolarken 2014 sonunda bu rakam 125 milyar dolara kadar gerilemiştir.

Uluslararası tekelci finans-kapital ile yerli sermaye gruplarının kurduğu borçluluk ilişkisi ancak içeride üretim aracıyla işçi ve emekçilerin daha fazla sömürülmesiyle “sürdürülebilir” kılınabilirdi! Öyle de oldu.

Sömürü oranı arttıkça halkın tasarruf eğilimi de (doğal olarak) azalıyor. Sonra tasarruf yetersizliği yeniden yabancı sermaye girişiyle kapatılmaya çalışılıyor. Sermaye sınıfı tarihsel zehrini (kapitalist rekabet) içerek kendisini zehirliyor belki ama kendisi gidereken işçi sınıfını da açlık ve yoksulluğa itiyor.

Gelinen aşama sömürü konusunda da sıfırın tüketildiğini gösteriyor. Türkiye’nin mevcut dış borcu 405 milyar doları aşmış durumda. Salı günü Standard&Poor’s açıkladı: “Düşük enerji fiyatlarının ithalat faturasını düşürerek kazandırdığının en azından bir kısmını, ihracattaki azalış ve azalan sermaye akışları götürdü. Türkiye’nin dış borcu açısından gördüğümüz risklerden birisi borçların çevrilememesi olasılığı ve bunun büyümede ani bir duruşa ya da büyüme şokuna yol açma olasılığı”.
şunu söylüyor Standard&Poor’s; ucuz petrol sayesinde hastalığınızı ayakta geçirmiş gibi gözükseniz de vurucu kriz sizin için kapıda!

Dün açıklanan 9.58’lik enflasyon da gösteriyor ki, 2016 yılı sadece ülke içinde ve bölgede taraf olunan çatışmaların yaratacağı siyasi kırılmaları değil, aynı zamanda ekonomi (üretim ve bölüşüm) alanında da ciddi yıkımları içeriyor.

Hem siyasi hem ekonomik yıkımın ardında aynı sömürü politikasının izleri var. Bu zincirin kırılması da ancak işçi sınıfı ve halkların eşit siyasal ve ekonomik haklar mücadelesini birlikte yükseltmesi ile mümkün gözüküyor.
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir