Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Olasılıklar, olanaklar…


Türkiye’nin ürettiği tekstil ürününün yüzde 20’sini sattığı, kullandığı petrol ve doğal gazın ise yüzde 60’ını satın aldığı ülke Rusya. Rusya-Türkiye ilişkileri salı günü TSK’nın Suriye’deki cihadist terör mevziilerine karşı operasyon düzenlediğini belirten Rusya’ya ait savaş uçağını düşürmesiyle yeni bir döneme girmiş oldu. Meselenin askeri ve politik yönü, dünya genelinde giderek karmaşık hale gelen güç ilişkileri bütününü yeni bir denklemle karşı karşıya bırakacak cinsten. Süreçte ülkeler ve savaşan örgütler açısından ittifak ve çatışma senaryoları gün geçtikçe karmaşıklaşıyor. Karmaşıklık sadece Türkiye ile ilgili iddialar (?) ile de sınırlı değil. İslam Devleti’nin (IŞİD, ISIS, ISIL, IS, DEAŞ, DAİŞ v.s.) Irak ve Suriye topraklarındaki ilerleyişine paralel, bu ilerlemenin nasıl olanaklı hale getirildiği de (finanse edildiği) önemli bir soru haline geldi. Bugün İslam Devleti için hemen herkesin üzerinde uzlaştığı temel finansman kaynağı, bölgede ele geçirdiği petrol kuyularından çıkarttığı petroldür. Petrolü İslam Devleti için gelir ve kazanç aracı haline dönüştüren, petrolün satılma olanağının bulunmasıdır. Paris saldırısında birbiri ardına kınama mesajı yayımlayan ülke şeflerine bakılırsa, her devlet cihadist terör karşısında sütten çıkmış ak kaşık pozisyonundadır. Ancak, bu tablo aldatıcıdır. Çünkü bazı ülke devletleri petrolü satın almakta, bazıları aracı olmakta, bazıları ise satmaktadır. Bölgedeki çoklu savaş ortamı her ne kadar çağdaş kapitalizmin beşiği konumundaki ülkeler tarafından hoş görülmemiş gibi gösterilse de, savaşın ortaya çıkarttığı insanlık dramı karşısında kulakları sağır, sınırları duvar olabiliyor. Sonra, mülteci kanı üzerinden başka “ekonomik” anlaşmalar…

Savaşı başlatan taraf olarak baştan beri bölgede konuşlanan kapitalist-emperyalist bloğa karşın Rusya’nın başını çektiği yeni-emperyalist blok da bu savaş ortamından beslenme gayretindedir. Ticaret bölge halklarının kanı üzerinden yapılmaktadır. Bu ticaret en basit haliyle kan ticaretidir.

Savaşın garantörlüğüne soyunan ülkeler ticaretin temel adımı olan “pazarlık” sürecini de yine halkların kanıyla hayata geçirmektedirler.

Peki dünyayı yeni bir kapitalist paylaşım savaşının (III.) eşiğine getiren bu sürecin temel hareket noktasını ne oluşturmaktadır?

Elbette temel hareket noktası kapitalist sermaye birikimindeki tıkanmadır. Benzer bir süreci II. Paylaşım Savaşı pahasına Avrupa’da faşizmin yükselişiyle “taçlandıran” kapitalist ülkeler bugün de cihadist örgütleri palazlandırmaktadırlar. Dolayısıyla başta bölge halkları olmak üzere dünyanın bütün proleterleri ve emekçi halk kesimleri gericilik tehdidiyle sindirilmeye çalışılmaktadır. Sadece İslam ülkelerinde değil, “Hıristiyan Avrupa”da da din silahı toplum üzerinde güçlendirilmekte ve gündelik üretim ilişkilerinde ortaya çıkan çelişkiler son aşamada “dini yakınlık” üzerinden bir tür “milli birlik ruhu” ile bertaraf edilmektedir.

İçinde bulunulan durum, başta bölge halkları olmak üzere dünyanın işçi ve emekçileri, yoksul halk kesimleri için başka türlü bir birliğin olanaklarının zorlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu birlik dinsel ve etniksel gericilikle mücadelede ortaklaşacak, tekelci-kapitalist birikim rejiminin canına ot tıkayacak proleter enternasyonalizmidir.

Halklar kardeştir; Ruslar, Türkler, Kürtler, Araplar…Halklar gericiliğe ve sermayenin tahakkümüne karşı laik ve demokratik yaşam koşullarını birlikte kazanacaktır!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 26/11/2015 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: