Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Ekonomide vaatler ve gerçekler


7 Haziran seçimlerinde 2 ay öncesinden açıklanan partilerin seçim vaatleri/beyannameleri, bu kez seçime (1 Kasım) 3 hafta kala ancak açıklandı. Seçime giren partiler büyük ölçüde 7 Haziran’daki vaatlerini güncellemiş olsalar da “savaş konseptine” uygun makyajlar da yok değil…

AKP, 1 Kasım seçimi vaatlerinde -7 Haziran seçimlerine göre- kesenin ağzını açmış gibi bir görüntü sunuyorken, CHP’nin yeni “hedef kitlesi” gençlerden oluşuyor.  MHP ekonomi vaatlerini “sosyal yardım” etrafında yoğunlaştırırken, HDP’nin seçim bildirgesinde ekonomik haklar ve talepler öne çıkıyor.

AKP’den ekonomik haklara saldırı beyannamesi

AKP’nin 7 Haziran seçim beyannamesinde bulunmayıp şimdi vaatlerine eklediği “asgari ücret zammı” en çok üzerine konuşulacak madde gibi duruyor. AKP, eğer iktidar olurlarsa, Asgari Ücret Komisyonu’na asgari ücretin 1.300 TL’ye çıkartılmasını önereceklerini söylüyor. Yani, Asgari Ücret Komisyonu kabul etmezse herhangi bir artış olmayacak. Ayrıca asgari ücrette işin tehlike sınıfına göre farklılaşmaya gidileceği ifade ediliyor beyannamede. Öyle anlaşılıyor ki AKP,  toplumsal muhalefetin tepkisiyle rafa kaldırılan Bölgesel Asgari Ücret düzenlemesini bu sefer farklı bir biçimde karşımıza çıkarmayı hedefliyor. Farklı iş gruplarında farklılaşmış asgari ücret demek, mevcut yoğunluklu işlerin birçoğunda standart asgari ücretin bile gerisine düşülebileceği anlamına gelmektedir. Ayrıca beyannamede belirtildiği haliyle, 51 ilde uygulanagelen, 10 işçinin üzerinde sayıda işçi çalıştıran işyerlerinde İşveren Sigorta Primi indirimi uygulamasında işçi sayısı kriteri kaldırılacak. İşveren Sigorta Primindeki indirim (işveren payının devlet tarafından ödenmesi) 2008 krizinden bu yana çeşitli biçimlerde uygulanmakta, gerekli masraf İşsizlik Fonundan karşılanmaktadır. Yani, işçiler çalışırken hem kendi sigortalarını ödemekte hem de işsizlik fonuna yaptıkları ödemeler aracılığıyla işveren payını ödemektedir. Şimdiye kadar 10 işçi sınırı olan bu uygulamada, bu sınır kaldırılarak tüm işverenlerin (51 ilde) yükü işçilere yıkılmakta ve sömürü yaygınlaştırılmaktadır. En azından öyle amaçlanmaktadır.

AKP’nin işçi ve emekçileri ilgilendiren bir diğer önemli vurgusu işgücü piyasalarının esnekleştirilmesine yönelik. AKP, seçim beyannamesinde “İşgücü piyasalarına esneklik sağlayan çalışma biçimleri iş ve sosyal güvenlik mevzuatına eklenecek” vaadiyle, gelecek dönemde sadece parlamenter sistemin değil, -kaldıysa eğer- sosyal devlet kırıntılarının da buzdolabına kaldırılacağını “beyan” ediyor! İşgücü piyasalarına esneklik sağlayan çalışma biçimleri: Parça başı çalışma, eve iş verme, tele-çalışma, kısmi zamanlı çalışma gibi güvenceden yoksun ve sosyal hakların tamamının yok edildiği çalışma biçimleridir. Zaten son 13 yıllık iktidarı döneminde AKP, çalışma yaşamına ilişkin birçok güvenceyi ortadan kaldırmıştır. Bu konuda da “durmak yok, yola devam”dır!

Türkiye işçi sınıfının belki de cumhuriyet tarihindeki en önemli kazanımı “kıdem tazminatı hakkı”dır. AKP iktidarı yıllardır kıdem tazminatının yok edilmesi planını raftan çıkartmakta, sınıfın tepkisiyle geri rafa kaldırmaktadır. Bu seçim beyannamesinde de “Kıdem tazminatı sisteminde yaşanan sorunların çözümü amacıyla ilgili sosyal taraflarla istişare içinde

gerekli mevzuat düzenlemeleri yapılacak” ifadesiyle niyetini açığa vurmaktadır.

Bu üç temel alanda (asgari ücret, kıdem tazminatı ve iş güvencesi(?)) nasıl bir döneme girileceğini iktidar koalisyonunun niyet beyanından ziyade sınıf mücadelesinin seyri belirleyecektir.

Mevcut çalışanlarla ilgili AKP iktidarının niyeti ortadayken, işsizler ve gençlerle ilgili nasıl bir gelecek planı bulunmaktadır?

Bu konuda da niyet değişmiyor. AKP, seçim beyannamesinde yüzde 20’ye ulaşan genç işsizliğinin çözümü için “girişimciliği” önermektedir. KİT’leri satıp 500 bine yakın istihdam olanağını ortadan kaldıran AKP iktidarı, gelecek nesillere de bir anlamda “başınızın çaresine bakın” demektedir. AKP beyannamesinde, yeni iş kuran gençlere üç yıl boyunca gelir vergisi muafiyeti uygulayacağını söylemektedir. Ayrıca “iş başında eğitim” planıyla gençlere “oyalanma imkânı” sağlanıp işveren personel maliyetinin düşürüleceği müjdelenmektedir!

AKP’nin yeni dönemin üretim ilişkileri bütününe ilişkin perspektifi içerisinde emek sömürüsü başat rol oynamaktadır. Örneğin, emek yoğun sektörlerde yatırımcıların (sermayenin) talebi halinde, sembolik bir kira bedeliyle, anahtar teslimi, karşılıksız fabrika binası yapılacağı söylenmektedir. AKP koalisyonu, bu vaadiyle, taşeron üretimcilik konusunda da “yola devam” demektedir. Ucuz işgücüne dayalı emek-yoğun alanlardaki yoğunlaşma stratejisi, özellikle 2000’lerin başından itibaren stratejik bir hedef haline getirilmiş, uluslararası kapitalist rekabetin de etkisiyle, atölye tarzı (küçük, kontrolsüz, kayıt dışı, işçi sağlığı önlemleri alınmayan, iş güvencesinden yoksun) üretim teşvik edilmiştir. Bu üretim biçimi bir yandan emek üzerindeki sermayenin gerçek boyunduruğunu artırırken doğa üzerindeki tahribatta artmakta, yoğunlaşan “enerji talebi” HES projelerini ve hatta nükleer santral adımlarını hızlandırmaktadır.

Genel çalışma ilişkilerini 1700’ler İngiltere’si düzeyine indirgeyen AKP, tekelci sermaye için ise “yüksek katma değer yaratan” yatırımlar öngörmektedir. AKP’nin gündüz düşü haline getirdiği “yerli otomobil” ve bu düşü gerçeğe çevirecek babayiğit arayışı bu seçim beyannamesinde de yer alırken, yatırım ve ara mallarının ithalinde tekelci sermayeye çeşitli sübvansiyon destekleri sağlanacağı ifade ediliyor.

Geçtiğimiz dönemde Merkez Bankası tartışmaları üzerinden iktidar gücünü etüt eden iktidar koalisyonu yeni dönemde de Merkez Bankası ile 3’er yıllık ortak stratejiler belirleneceğini söylemektedir. Bu sayede aba altındaki sopa masanın üzerine çıkartılmış olmaktadır.

AKP koalisyonu 2011 yılıyla birlikte tıkanan ve artık sürdürülemez hale gelen ekonomik enkaz ile karşı karşıyadır. Gelecek dönemin temel ekonomi politikalarının itici gücünü oluşturacak şey, bu enkazın kimlere ve nasıl fatura edileceği ile ilgilidir. AKP’nin 1 Kasım sonrası olası iktidar ortaklığında işçi sınıfı ve emekçiler için mücadeleyle dolu bir 4 yıl geçeceği gözükmektedir.

 

CHP’nin “ya tutarsa” vaatleri

CHP yenilenen seçim beyannamesinde ekonomik vaatlerine eksantrik makro hedeflerle başlıyor. Haziran seçimlerinde işsizliği ortadan kaldıracağını iddia eden CHP, yeni beyannamesinde de işsizliği yüzde 5’e düşüreceğini söylüyor. Bu aşırı “iyimser” iddia seçmenin gözünde bu vaadi olasılıktan hayale doğru taşımaktan başka bir işe yarar gibi gözükmüyor. Yüzde 5 işsizlik için 1 milyon yeni istihdam öngören CHP, parti programında –İstikrar içinde büyüyen ekonomi başlığında- “CHP, sınırlanan görev alanı dışında kalan tüm KİT ve iştiraklerini hızla özelleştirecektir” demektedir. Bir tarafta kamusal istihdam olanaklarını özelleştirme yoluyla yok etme fikri bir taraftan ise 1 milyon yeni istihdam yaratma vaadi birbiriyle çelişmektedir. 1 milyonu bırakalım 100 bin yeni istihdam açılacaksa bile bun alanlar belli ki –AKP’nin öngördüğü gibi- güvencesiz alanlar olacaktır.

7 Haziran seçimlerinde –AKP dışındaki partiler- asgari ücret üzerinde deyim yerindeyse açık artırıma gitmişlerdi. CHP beyannamesinde benzer davranışın devamını görüyoruz: CHP’nin asgari ücret vaadi 1500 TL.

CHP’nin ekonomik vaatlerinde belki de en dikkat çekeni kredi kartı ve bireysel kredilerin faiz borçlarının yüzde 80’inin silinip kalan tutarın 5 yıl vadeye bölünecek olması. Tüketici kredileri ve kredi kartı borçları 300 milyar TL’yi aşmış durumdadır. Yeni, geniş halk kesimleri borç ile nefes almaktadır. Özellikle kredi kartı harcamalarında gıdanın payı giderek artmakta, böylelikle açlık –gelecekteki geliri kaybetme pahasına- ötelenmektedir.

CHP beyannamesinin ekonomik vaatler kısmının önemli bir kısmını AKP’den devşirdiği anlaşılan “sosyal yardımlar” oluşturuyor. AKP koalisyonunun 13 yıllık iktidarı döneminde özenle inşa etmeye çalıştığı, yardım ve sadaka ekonomisi maalesef diğer partiler tarafından mücadele edilecek bir alan olmaktan çok taklit edilecek hedeflere dönüştürülmüş durumda. Partiler, farklı isimlerle, sosyal hakları yok sayan, cinsiyetçi, dar ahlakçı, yoksulluğun sürdürülmesine odaklı bu gerici neo-liberal politikaları sürdürmeyi hedeflemektedirler. Bu da işçi sınıfı ve emekçilerin temel mücadele alanlarından birini oluşturmaktadır: Yardım değil hak! Tabii, CHP “haklar” konusunda en azından jargona sahip olduğu için “hak olarak sosyal yardım” demektedir. Bu söylem dili, biçimi değiştirse de içeriği korumaktadır.

Bunun dışında AKP’nin Kanal İstanbul’una benzer “hızlı atışlar” CHP beyanında da var (Haziran seçim beyannamesi korunarak), CHP “Merkez Türkiye Projesi’yle Türkiye’yi yüksek katma değerli üretim üssüne çevireceğini iddia etmektedir!

 

MHP’den rutin vaatler

MHP, işsizlik meselesinde CHP’yi aşan bir pozisyonda bulunuyor. Yeni dönemde 2 milyon 800 bin istihdam olanağı vadediyor MHP. Bu olanakların nasıl sağlanacakları ise meçhul!

MHP ekonomik anlamda AKP’ye en yakın parti. Bunu seçim beyannamesinde de görmek mümkün. Örneğin, AKP kurmaylarının bir süredir unutturmaya çalıştığı “Hedef 2023” (2071 versiyonu da vardı) stratejisine MHP sahip çıkmış gözüküyor. MHP, 2023 yılında 1,7 trilyon dolarlık milli gelir ve 400 milyar dolarlık ihracat öngörüyor.

Asgari ücret konusunda MHP, CHP ile AKP arasında bir noktada bulunuyor: Önerisi 1.400 TL. MHP’nin AKP ile benzeşen bir diğer vaadi, gençlere girişimciliğin aşılanması fikri. Bu kapsamda iş kuracak gençlere 50 bin TL’ye kadar kredi öngörüyor MHP. Sosyal yardımlar ayağı ise CHP ile çok benzer.

 

HDP’den  hak talepleri

Haziran seçimlerinin en önemli/kritik partisi, yüzde 10 seçim barajını geçerek AKP  koalisyonunun tek başına iktidarını sonlandıran HDP idi. HDP ekonomik alandaki vaatleri esas olarak 7 Haziran seçim beyannamesiyle hemen hemen aynı: Temel Güvence Paketi ile her evin temel su, elektrik, ısınma ihtiyaçları karşılanacak, mülkü olmayan kiracılara 250 TL yardım yapılacak, kredi kartı faiz oranları düşürülecek, ev kadınlarına emeklilik hakkı tanınacak, savunma ve güvenlik harcamaları azaltılacak, küçük çiftçilere destek ve teşvikler artırılacak, gençlere ulaşım ve iletişim desteği sunulacak…

HDP’nin bu vaatleri üç aşağı beş yukarı diğer partilerle benzeşmekle birlikte, vergilendirme sisteminde artan oranlı vergi önerisi ve yerel yönetim harcamalarının merkezi bütçeye dahil edilmesi konusundaki görüşleri önemli ve tartışılması gereken niteliktedir.

***

7 Haziran seçimlerinden farklı olarak 1 Kasım seçimlerinde temel belirleyici ekonomik beklentiler yerine siyasal ve toplumsal beklentilerdir. Dolayısıyla halkların barış ve demokrasi talebi ekonomik talepleri aşmaktadır. Bu durum partilerin seçim beyannamelerine de yansımış ve ekonomik vaatler görece geri plana çekilmiştir. Bu bir yanıyla iyidir çünkü, ekonomik hakların kazanımı siyasi partilerin “verdiği” değil işçi sınıfı ve emekçilerin mücadele ile “aldıkları” kazanımlardır.

Önümüzdeki süreçte bu anlamda, ekonomik, siyasal ve politik hakların mücadele ile kazanılacağı bir dönem olacaktır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 08/10/2015 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: