Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Birlikte Kazanacağız!


Hafta sonu MHP’nin de seçim beyannamesini açıklamasıyla tüm partiler seçimden sonra –eğer iktidar olurlarsa- seçmenlerine ne sunacaklarını açıklamış oldular. Halk yerine seçmen diyorum çünkü seçime giren partilerin büyük çoğunluğu, halkı seçimden seçime oy veren seçmen kitlesi olarak hatırlamaktadırlar.

Hal böyle olunca da, beyannamelerin ruhunu “seçmene selam” oluşturmaktadır. Mevzu bahis oy olunca halkın kendisi de teferruat olmakta, seçimde yüzde 3 civarında oy alması beklenen parti dahi seçim beyannamesinde ortak talepler ve mücadele biçimleri yerine “iktidar olunca şunu bunu yapacağım” demeyi yeğlemektedir.

Seçim dönemleri, işçi sınıfı emekçiler ve geniş halk kesimleri için ekonomik, sosyal ve siyasal hakların iktidar partileri tarafından bahşedilmediği, ancak ortak mücadeleyle bunların kazanıldığının anlaşılır olması açısından önemlidir.

Beyannamelere dönelim.

Seçim beyannamelerinin ortak yanı, AKP’nin ilk kez iktidar olduğu Kasım 2002 seçimlerinden bu yana ekonomik vaatlerin ilk kez bu kadar baskın biçimde kendisine yer bulması oldu. En azından muhalefet partileri için durum böyle. İktidar partisi ise 2011 seçimlerinde olduğu gibi seçim beyannamesinin merkezine anayasa değişikliğini alıyor. Tabii bir farkla; 2011 seçimlerinde, 12 Eylül 2010 (zamanlaması manidar!) Anayasa Referandumuna “evet” denilmiş olmasının da yarattığı rüzgârla, 1982 Anayasasının tamamen değiştirileceği daha demokratik bir anayasa vaadiyle oy isteyen AKP, bu seçimlerde tüm yetkilerin “başkan” elinde toplanmasına olanak tanıyacak ve parlamenter sistemin bekleme odasında bırakılarak tekçi “Yeni Türkiye”nin inşa edilmesine olanak sağlayacak bir anayasa vaadiyle seçmeninin karşısına çıkmaktadır.

AKP için “ekonomi vaatleri” ikinci sıradadır. Zira 13 yılda yapacağını yapmış, alacağını almış, vereceğini vermiştir!

AKP, iktidar koalisyonunun devamının ancak zapturapt ile sürdürülebileceğini ve bunun da tek adam rejimiyle mümkün olabileceğini düşünmektedir. Peki, şöyle düzeltelim: AKP içindeki bir kesim bunu böyle düşünmektedir. Ya diğerleri? Diğerleri, tek adam rejiminde partinin de tek adama bağlanacağını ve böylelikle 13 yıldaki sistemin yeniden aynı ellerle yürütüleceğini düşünmektedir.

Bu ikilik muhtemelen seçimden sonra reel bir kopuş yaratacaktır. Seçim öncesinde de iktidar bileşenlerinde kafalar karışıktır. Dolayısıyla vaat konusunda iktidar kendi üstüne gelinmemesini istemektedir.

Burhan Kuzu, geçtiğimiz gün twitter hesabından “Bazı konularda bize kızmış olabilirsiniz, ancak bunları aramızda hallederiz”  çağrısında bulunarak, genel ruh hallerini yansıtmıştır.

***

Muhalefet partilerinin seçim beyannameleri ekonomik diyemeyiz ama ekonomik vaat temelli diyebiliriz. Ekonomi temelli diyemiyoruz çünkü HDP dışındaki partilerin işsizlik, yoksulluk ve açlık ile beslenen kapitalist ekonomik gelişim modeliyle ve AKP’nin 13 yıldır büyük bir inançla sürdürdüğü Derviş Programı ile (Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı) bir alıp veremediği yoktur. Mevcut ekonomik yapıyla alıp veremediği olmayan bir siyasal partinin yapabileceği tek şey –var olan ekonomik düzenin devamı için- geniş halk kesimlerine yardım vaadinde/teklifinde bulunmaktır.

HDP’nin Derviş Programıyla alıp veremediği olmakla birlikte, son kertede o da kendisini vaat edenler arasında buluvermiştir.

Muhalefet partilerinin ekonomi vaatlerinde öne çıkanlar; asgari ücret artışı, yoksulluk yardımı, öğrencilere burs, mazot fiyatında indirim, kamuda çalışan bir kısım taşeron işçinin kadroya alınması, emeklilere aylık iyileştirmeleri…

Elbette partiler aynı zamanda bu konularda birbirlerinden ayrışmaktadırlar da. Örneğin, CHP 1500 TL asgari ücret öngörürken, HDP 1800 TL ve MHP 1400 TL (100 TL de ulaşım desteği) öngörüyor.

Muhalefet, bataklığı kurutmak yerine, sinek avlamaya çıkar da iktidar durur mu? O da “kaynak nerede?” sorusuyla aslında muhalefetin içine düştüğü durumdan kendine hareket alanı açmaya çalışıyor.

Muhalefet partileri iktidarın “kaynak nerede?” sorusuna genellikle “sarayda” yanıtını vermektedirler. Oysa kaynak sömürüye dayalı büyüme modelinin (Derviş Programı) ve genel olarak kapitalist üretimin işleyiş mekanizmasındadır. Onu alt üst etmeden geniş halk kesimlerinin kazanması mümkün değildir.

Tartışılması gereken asgari ücretin en az ne kadar olacağı değil, bakan maaşının azami ne olacağıdır.

O zaman yok hiç birinin birbirinden farkı deyip kenara mı çekilmek gerekir?

Elbette hayır. Mevcut ekonomik enkazın yükünü daha fazla sırtlanmamak için, daha demokratik bir ülke için, insanca çalışıp onurluca yaşamak için, çatışmacı politikalardan kurtulmak için işçi sınıfı ve emekçilerin HDP ile birlikte anti demokratik seçim barajını yıkıp geçmeleri gerekmektedir.

Bu başarıldığında tüm siyasal, ekonomik ve sosyal haklar için daha ileriden mücadele olanaklarına kavuşulacaktır.

Bunun için birlikte mücadele edeceğiz ve birlikte kazanacağız!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 05/05/2015 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: