Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Ekonomide Sırat Köprüsü


Yazdan bu yana yüzde 30 ve yıl başından bu yana da yüzde 16’yı bulan “örtülü devalüasyon” sonrası, uluslararası finans kapitale ve onlar aracılığıyla uluslararası tekelci sermayeye güven telkin etmek için New York’a çıkartma yapan Davutoğlu ve ekonomi kurmayları, kulislerde dolaşan haberlere göre, nasihat ve uyarı dışında ceplerine fazla bir şey koymadan geri döndüler.

Vaziyetin karanlık yanı ürkütmüş olacak ki, ilk olarak hükümetin sözcüsü Arınç ve başbakan ve onların ardından da cumhurbaşkanının açıklamalarına bakınca, iktidar koalisyonunun Merkez Bankası dalaşından şimdilik çark ettiğini söyleyebiliriz.

Cumhurbaşkanı, dolardaki olası yukarı yönlü hareketin devamından duyduğu endişeyi, Gaziantep’te dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “dolar zenginleri yaratmak istiyorlar” diyerek, faiz lobisinden sonra şimdi de “döviz lobisi”nin işbaşında olduğunu ima etmektedir. Benzer bir açıklamayı Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi de yaptı. Zeybekçi, döviz hareketinin spekülatif olduğunu söylüyor. Bu büyük ölçüde doğrudur. Son birkaç ayın ekonomik gelişmelerine bakıldığında kimlerin milyar dolarlarından milyon dolarlar kazandığı ve kimlerin doların ateşine benzin döktüğü rahatlıkla görülmektedir.

Yaşananlar “piyasa koşulları” ile açıklanabilecek sınırın ötesindedir.

New York sonrası Davutoğlu’nun Merkez Bankası Başkanı ve diğer ekonomi bürokratlarından aldığı brifing de yaklaşan ekonomik bunalımın iktidar koalisyonunun iki cephesi (hükümet ve cumhurbaşkanlığı) açısından zaman zaman sertleşecek restleşmeler ve nihayetinde seçim sürecine ilişkin konumlanışın da temel dayanağını oluşturacaktır. Nitekim, cumhurbaşkanının “ekonomi” temasıyla ikinci kez kabineye başkanlık etmesi ve Abdullah Gül isminin telaffuz edilmeye başlanması ile diğer cephede cumhurbaşkanına rağmen Fidan’ın güçlü biçimde seçime hazırlandığı izleniminin verilmesi önümüzdeki 3 ayın gündelik siyasetinin kaos ekseninde yeni bir “istikrar” arayışı propagandasına olanak sağlayacağını göstermektedir. Cumhurbaşkanının genel seçim propagandasının çatısını başkanlık sistemi üzerine kurma çabası da yeni istikrar arayışı için krizle boğuşacak hükümettense bunların dışında(?) kalmış güçlü başkanın uygun olacağı inancına dayanmaktadır.

Haziran 2015 sadece genel seçim değil, aynı zamanda ABD Merkez Bankası’nın (Fed – Federal Reserve) olası faiz artırımı için de öngörülen tarihtir. Basitçe hatırlamak gerekirse, Fed faiz artırımıyla uluslararası piyasalarda dolaşan finansal varlıkların önemli kısmını ABD’ye geri çekebilecektir. Bu durum başta Türkiye, Güney Afrika, Endonezya, Brezilya ve Hindistan olmak üzere, finans kapitalin gözde rant alanlarından hızlı bir döviz çıkışına neden olacaktır.

Mevcut çatışmalı siyasetin ekonomik yapıda yarattığı kırılganlık, genel seçim ve Fed’in olası hareketi üst üste gelince Türkiye ekonomisi açısından Haziran 2015 ve sonrası bütünüyle karanlık gözükmektedir.

Geleceğin karanlığı bugünü de etkilemektedir.

Bu durum özellikle, üretken sermayenin de yavaş yavaş üretim dışı alanlara kaymasına (dün açıklanan sanayi verileri de bunu göstermektedir) ve yüz binlerce küçük esnafın zaten dönemeyen borçlarının sürdürülemez bir duruma doğru ilerlemesine yol açmaktadır.

İşçi sınıfı ve emekçiler açısından ise içinden geçilmekte olan dönem tam anlamıyla bir sırat köprüsüdür. Patlamakta olan ekonomik kriz, döviz fiyatlarında durdurulamayan artışa neden olmakta, dövizdeki artış başta gıda olmak üzere, giyim, eğitim, sağlık ve ulaşım giderlerini artırmakta ancak gün geçtikçe pahalılaşan yaşama karşılık ücret zamlarının düşük tutulduğu ya da hiç yapılmadığı, çalışma koşullarının “esneklik” adı altında gün geçtikçe ağırlaştırıldığı ve  iş cinayetlerinin “fıtrat” haline getirildiği, meslek hastalıklarının gündelik yaşamı çekilmez kılmaya başladığı kitlesel bir yoksunluk ve buna bağlı yoksulluk yaratmaktadır.

Seçime kadar geçecek üç ay aynı zamanda Metal sektöründe yasaklanan grev sonrası hakemlik sürecinin ve kamuda 250 bin işçiyi ilgilendiren TİS görüşmelerinin yürütüleceği bir dönemdir.

Metal işçisi iradesini sendikal bürokrasiye de hakemlik müessesine de bırakacak gibi görünmemektedir.

Kamudaki TİS’ler ise kamu işçileri açısından sadece “ücret artışı”nın kapalı kapılar ardında görüşülmesi değil aynı zamanda yaklaşan kriz koşularında sosyal ve ekonomik haklarda nasıl iyileştirmeler sağlanabileceğinin ve sendikal bürokrasinin bu taleplere ne kadar destek sunacağının da tartışılacağı bir platform olma potansiyeli taşımaktadır.

Nasıl ki, önümüzdeki üç ay iktidar koalisyonu için bir tür sırat köprüsüyse ve mümkün olduğunca az yükü düşürerek karşı tarafa ulaşma gayreti varsa, işçi sınıfı ve emekçiler açısından da yaklaşan krizin yükünü sırtlanmama ve seçimlerden gerçekten daha demokratik bir Türkiye olasılığı çıkması için mücadelenin mümkün olan her kesimle ortaklaştırıldığı bir birlik ve dayanışma ruhunun örülmesi gereği bulunmaktadır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 10/03/2015 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: