Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Sınıfın Politik Ekonomisi


2 Kasım 2014 – Evrensel Pazar Eki

“Bütün toplum bilimleri,

kılık değiştirmiş ideolojilerdir”

Karl  Marx

 

SSCB Ekonomi Enstitüsü Bilimler Akademisi’nin hazırladığı Politik Ekonomi Ders Kitabı’nın başında; “Tümüyle nesnel, önyargısız, gerçekten korkmayan bir politik ekonomi mümkün müdür?” sorusu sorulur.

Sonra cevap verilir: “Hiç kuşkusuz mümkündür. Böylesi bir nesnel politik ekonomi, yalnızca kapitalizmin çelişkilerini örtmeye ve çıbanlarını gizlemeye ilgi duymayan, çıkarları insanların ilerici gelişmesinin çıkarları ile aynı çizgide olan sınıfın politik ekonomisi olabilir. Bu sınıf işçi sınıfıdır. Toplumlar tarihi, sınıflar tarihidir ve politik ekonominin “sınırları” da temsil ettiği sınıfın çıkarlarıyla çizilir. Her toplumsal dönem, kendinden önceki toplumsal dönem ve onun yapısal özelliklerinden kopuş gösterir ve ancak sınıfsal olarak devamlılık sunar.

İlkel toplumda anaerkil (Matriyalkal) dönem, basit (kendiliğinden) işbölümünün ortaya çıktığı dönemdir. Bu dönemde kadın ve erkek kendi beceri ve yetenekleri doğrultusunda üretime katılır ve bölüşüm de adil biçimde gerçekleşir.  İlkel toplumun son aşamasında ataerkil (Patriyalkal) dönemin başlaması, tarihte ilk olarak insanın insan tarafından (bir cinsin diğeri tarafından) sömürülmesinin de miladıdır. Bu süreç, aynı zamanda ilkel toplum aşamasının da sonunu hazırlamıştı.

Özel mülkiyet ve ticaretin ortaya çıkmasıyla birlikte ilkel toplum yerini köleci topluma bırakmıştı. İlkel toplumdan devralınan sınıflı toplumsal yapı, köleci toplumun temel yapı taşını oluşturuyordu. Sınıfsal sömürü ve artık-değer üretimi ortaya çıkmış, “özgür insan” ile “köle insan” birbirinden ayrılmış; köleler, özgür sahiplerinin refahını artırmak için zorla çalıştırılmıştır. Köleler sayesinde yaratılan aşırı üretim, egemen sınıf için o kadar “kıymetli” bir hal almıştır ki, bu “değerin” korunması için devletler kurulmuştur. Köleci dönemin sınır tanımayan sömürüsü, bir süre sonra kendi sınırlarına dayanmış, artık aşırı ürünü satacak “özgür insan” kalmamıştır. O döneme kadar kurulmuş köleci devletler kölelerin özgürleştiği isyanlarla yıkılmıştır. Geleceğin, kapitalist boyunduruğu altında yaşamaya çalışan işçi sınıfına köleci dönemden Spartaküs kalmıştır!

Köleci dönemin yadigârı olan devletler, şimdi köleci dönemin sonunu düzenliyor, toprakları kölelere dağıtıyordu. Dağıtılan toprak (Feod) yeni bir ekonomik sistemin de oluşumuna neden oluyordu: Feodalizm.

Feodalizm de, kendini doğuran köleci sistemin sınıfsal sömürü kodlarını taşıyor ve dağıtılan topraklarda çalışan küçük üretici köylüler (Serf), derebeylerinin sömürü odağına (angarya gibi) giriyor, kısmen kendi için çalışırken, kısmen de derebeyinin refahı için artık-değer üretiyordu. Derebeyleri  Senyörler, Senyörler de devlet karşısında benzer bir sömürü zincirine dahil oluyor ve çoklu sınıf yapısı ortaya çıkıyordu. Köleci döneme göre “ilerici” sayılabilecek feodalizm de artık toplumsal olarak, geri bir noktaya taşınmış, birikim rejimi sürdürülemez düzeye erişmişti. Bu dönem, tarımsal sermaye ile ticari sermaye gruplarının da “sınıf-içi” çekişmelerinin ortaya çıkmasına neden oluyordu. Bu çekişme, Merkantilizm karşısında bir karşı duruş olarak yükselen Fizyokrasi’nin de yeni bir toplumsal düzen öngörüsünü besliyordu. Sermaye grupları arasındaki bu çekişme, toprak sermayedarlarının (o dönem için burjuvazi) köylüler sınıfıyla –ortak çıkarlar- etrafında bir araya gelmesine neden oluyordu. Tarihin bu döneminden itibaren politik ekonomi de bir tür sınıfsal iktidar aracı olarak, sistematikleştirilmeye başlanmış ve burjuvazinin birikim silahı olarak “bilimsel”leştirilmiştir.

Modern Politik Ekonominin (Burjuva Politik Ekonomisi) kurucusu sayılacak Sir William Petty’yi, politik ekonomiyi sistematize etme çabasına iten, I. Charles’a karşı köylülerle birlikte isyan örgütleyen Oliver Cromwell’in ordusunda hekim olarak görev almasıydı. Bu “tesadüf” olmasaydı Petty, muhtemelen Oxford’daki Anatomi profesörlüğüyle yetinmeye devam edecekti!

Politik Ekonomi, şimdi burjuvazinin elinde iktidar yolunda (kapitalizmin inşası) en güçlü silah halindeydi. Cromwell’in isyanı, sadece İngiltere’ye cumhuriyet getirmekle kalmamış, feodal toplumsal yapının da kapitalist toplum aşamasına dönüşümünün temel dayanaklarını oluşturmuştu. Burjuvazinin, feodalizme karşı mücadelede emekçi sınıfları kendi safına çekmek için kullandığı “özel mülkiyet” fikri, kapitalist toplumun işçi sınıfı için de gerçek yoksunluğun temelini oluşturacaktı. “Özel” (private) sözcüğü, Latince privare (yoksun bırakmak) sözcüğünden geliyordu!

Kapitalizm, ortaya çıktığı dönemde kendinden önceki tüm toplumsal dönemlerden daha ilerici ama aynı zamanda insanlık tarihi açısından da en keskin biçimde sömürücü bir sistem olarak doğmuştur. Kapitalizm ile birlikte; ticarileşme üretilen malları da aşacak biçimde genişlemiş, artı-değer sömürüsü çığırından çıkmış, toplumlar ilk kez iki sınıflı yapıya (kapitalist sınıf ve işçi sınıfı) bölünmüş ve Engels’in deyişiyle; kapitalizm “kadını erkek, erkeği kadın” yapmıştır. Kapitalizm, kendinden önceki tüm toplumsal ve sınıfsal tabakaları altüst edecek biçimde sentetik ve eşitsiz bir dünya yaratmıştır. Tüm bu serüvende burjuva politik ekonomisi, kapitalizme eşlik etmiştir. Dikilen her fidan, üretilen her lokma kapitalistlerin “özel mülkiyetine” yazılmıştır. Değer yasasının geçerli olduğu kapitalizmde “ortak iyi” kalmamış, bir avuç tekelci kapitalistin servetine servet katması için yüz milyonlarca emekçi dünyanın dört yanında savaşlara, açlığa, kötü çalışma koşullarına itilmiş ve yaşananların tamamı –afet dahi olsa- burjuva politik ekonomisi için “doğal” karşılanmıştır.

Marx, kapitalizmin “nihai” görüntüsünün geçiciliğini vurgularken, onun da –kendinden önceki toplumsal aşamalar da olduğu gibi- kendisini yeni bir toplumsal yapıya (Komünist Toplum) bırakacağını öngörürken, Manifesto’da şunları dillendiriyordu: “Burjuvazinin feodalizmi yere sermede kullandığı silahlar, şimdi burjuvazinin kendisine yönelmiş durumda. Burjuvazi, kendi ölümünü getirecek silahları yapmakla kalmayıp, o silahları kullanacak insanları da yaratmıştır; modern işçileri, proleterleri!”.

Şimdi, kapitalist toplumun Spartaküs’ü Proletarya idi!

Marx’ın, toplumsal değişim konusundaki bu dâhiyane öngörüsünün ön adımı (Sosyalizm)  tarihte ilk kez, Ekim Devrimi ile birlikte SSCB’de uygulanma olanağı buldu. Ekim 1917’den Mart 1953 tarihine kadar, inşa ve gelişme olanağı bulan Bilimsel Sosyalizm, proletaryanın kendi politik ekonomisinin de (Proleter Politik Ekonomi) deney alanı olmuştur. Proletarya Diktatörlüğü, egemen sınıfların sömürü biçim ve araçlarını adım adım ortadan kaldırırken, geleceğin sınıfsız toplumunun da ön denemeleri gerçekleştiriliyor; kadınlar ile erkeler arasında basit işbölümüne dönülüyor, üretim kapitalist sermaye birikimi için değil toplumsal çıkar için planlanıyor, teknoloji insanlığın ortak yararı için geliştiriliyor, Çarlık Rusya’sında açlık ve cehalete itilen milyonlar sosyalist aydınlanma seferberliğine dâhil ediliyordu.

Ekim Devrimi, bize –SSCB’de revizyonizmin egemen olmaya başladığı 1953 sonrasına kadar geçen sürede- işçi sınıfı iktidarının mümkün olduğunu,  bildiğimiz ekonominin “gerçeklerinin” yalandan ibaret olduğunu ve başa dönerek söylersek; nesnel ve salt kendi çıkarlarını düşünmeyen bir politik ekonominin, ancak işçi sınıfının çıkarlarına dayanan bir politik ekonomi olabileceğini göstermiştir.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 07/11/2014 by in Makaleler.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: