Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Yeniden Yeni Program


Geçen hafta yeni Türkiye’nin Yeni Orta Vadeli Programı (2015-2017) açıklandı. Bundan öncekiler gibi bu orta vadeli program (OVP) da üç yıllık bir dönemi kapsıyor. OVP’ler 2005 yılında çıkartılan 5018 sayılı yasayla üçer yıllık dilimleri kapsayacak biçimde, hükümetin ekonomi politikası hedeflerini ve makro değişkenler ile ilgili tahmin ve hedeflerini içeriyor. OVP’lerin ilki 2006-2008 dönemini içeriyordu. Ancak, program hedefleri tutmayınca bir yıl sonra 2007-2009 olarak revize edildi. Daha sonra da bu üçer yıllık programlar hiç şaşmadan yıllık olarak revize edildi.
OVP ihtiyacı stand-by anlaşmalarının ruhunun yaşatılması amacıyla oluşturulmuştu. Hkümet OVP’lerle uluslararası tekelci sermayeye “öngörülebilir ve güvenilir” bir ülke olduğu ve dolayısıyla finans-kapitalin de yönelebileceği bir liman olduğu izlenimi verilmeye çalışılıyordu. Ancak, 2005’den bu yana aradan geçen dokuz yıl, uluslararası tekelci sermayenin yatırımlarının (Doğrudan Yabancı Yatırım) yok denecek seviyeye indiği, finans-kapitalin ise -spekülatif güdülerle- ülkeyi rant alanı olarak kullandığı bir görünüm sundu.
Bu meselenin biçimsel kısmı.
Gelelim içeriğe…
OVP’lerin tamamında görünür olan ve geçen hafta açıklanan yeni OVP’de de sürdürülen “yapısal reform” takıntısının devam ettiğini görüyoruz. Aslında Geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen IMF toplantısında da en çok vurgu yapılan konu idi “yapısal reformalar”. 2008 Küresel Kapitalist Krizin merkez kapitalist ülkeler adına izlerinin silinmesinin yegane yolu çevre ya da geç-kapitalist ülke kaynaklarının merkez ülke birikim alanına katılması idi. Bunun için bir yandan altı-yapı alanlarında özelleştirmeler hızlandırılırken, öte yandan da işgücü piyasasında “esnekleştirme” adı altında sermaye için dikensiz birikim alanları yaratılması hedeflendi. OVP’lerin de temel stratejisini oluşturan, kiralık işçilik uygulaması, bölgesel asgari ücret ve kıdem tazminatının fona devri gibi uygulamalar öngörülen reformların “yapısal” kısmını oluşturmaktadır.
Hükümet, yeni OVP ile kamu harcamalarında da daralmaya gitme hedefini ortaya koymaktadır. Bunun anlamı, daha çok vergi ve daha az kamu harcamasıdır. Fakat, yeni programdaki bir yenilik şu ki, maliye ve para politikaları yanında gelirler politikası önlemleri de düşünülmektedir. Gelirler politikası İktisat Politikasının en radikal aracıdır. Bu politikayla doğrudan gelirler kontrol altına alınır. Örneğin, kamuda sıfır zam uygulaması, gelirler politikasına örnektir.
Gerçekten de, “enflasyonla mücadele”nin programın temel önceliği olduğu düşünüldüğünde, rant ekonomisinin savurganlığının emekçilerin ücret ve maaş gelirlerini kısarak “düzeltilebileceği” düşünülebilir. Bu düşünce, programın sınıfsal karakterini ortaya koymaktadır. Seçim yıllarında (2013 ve 2014) yapılan savurgan harcamalar, istihdam yaratmayan sabun köpüğü yatırımlar, müteahhitlik aracılığıyla dağıtılan kamusal kaynakların faturası halka kesilmeye çalışılmaktadır.
Programın önümüzdeki yıl nasıl uygulanacağını bu hafta meclise sunulan bütçe tasarısında görebileceğiz.
Tüm dünyada petrol fiyatları düşerken neden yüzde 9 doğal gaz ve elektrik zammı yapıldığı, yine tüm dünyada gıda fiyatları düşerken neden bizde gıda fiyatlarındaki artışın rekorlar kırdığını sormak ve OVP’ye karşı kendi program ve taleplerini oluşturmakta sendikaların, partilerin, demokratik kitle örgütlerinin görevidir.
Emekçilerin ekonomik program ve talepleri somutlanmadıkça, her yıl yeni bir üç yıllık program ile karşı karşıya kalmaya devam ederiz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 14/10/2014 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: