Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Güvenceli iş için…


Suriyeli sığınmacılara yönelik faşist saldırılar adeta birileri düğmeye başmış gibi aniden ve yaygın biçimde çoğalmaya başladı. Saldırıların “gerekçeleri” her ne kadar ahlak ve benzeri sorunlara indirgenmiş olsa da esas mesele sığınmacıların işgücüne düşük ücretlerle ve kayıt dışı biçimde dâhil edilmeleridir.
İktidar koalisyonu ve sermaye grupları uzun süredir hayalini kurdukları “Bölgesel Asgari Ücret” saldırısını sığınmacıların yoğunlaştığı bölgelerde fiilen hayata geçirme imkânı bulmuş oldular. Mevcut asgari ücretin üçte birine, ağır koşullarda, sigortasız ve güvencesiz çalışmaya mahkûm bırakılan sığınmacılar, benzer koşullarda çalışmaya zorlanan Türkiyeli işçi ve emekçilerle de “rakip” hale getiriliyorlar.
Günlük yaşamını, elde ettiği asgari ücretle sürdürmekte zorlanan Türkiyeli işçinin mevcut işini de kaybetmesi, doğal olarak onun sığınmacı işçiyi kendini “ekmeğinden eden” olarak görmesine neden olur. Bu anlaşılır bir ruh halidir. Ancak, doğru değildir. Hem Türkiyeli işçinin iş güvencesi hem de sığınmacı işçinin kölelik düzenine mahkûm olmaktan kurtulmasının yolu ortak mücadeledir. Elbette sendikalar mücadelenin ortaklaşacağı doğal alanlardır. Ancak, ülke genelinde temsiliyetleri yüzde 4’e ancak yaklaşan sendikaların; sığınmacıların yoğunlaştığı kayıt dışı alanları kapsamaları beklenemez. İşçi Kurultayları’ndan çıkan deneyimlerin sığınmacı işçileri de kapsayacak biçimde gözden geçirilmesi, sendikaların giremediği dağınık üretim havzalarının kapsanmasının tek yoludur. Yerli ve sığınmacı işçilerin mücadele birliği, her iki kesim için de “yaşanabilir” çalışma koşullarını olanaklı kılabilir.
***
Soma Katliamı, üzerinden yüzden fazla gün geçmesine rağmen, tüm sonuçlarıyla orada öylece duruyor. İktidar koalisyonunun “Soma’ya yardım”dan anladığının yardım paralarıyla yeni TOKİ’ler dikmek olduğu ortada. Kaldı ki, “riskli” maden işletmelerinin yarısından çoğunun iktidar partisinin unsurları tarafından işletildiği gerçeği de yeni katliamların yaklaştığının habercisi.
İsrail hükümetinin vahşi saldırıları sonucu yıkılan evlerinin önünde tüm dünyaya sesleniyor Filistinliler: “Bize yardım etmek istiyorsanız su ve battaniye göndermeyin. Bize kendi topraklarımızda özgürlüğümüzü kazanmamız için destek verin!”.
Aslında mücadeleleri burjuva medyası tarafından “görünmez” kılınan Soma’lı işçiler, katliamdan bu yana çok farklı yöntemlerle aynı şeyleri söylüyor: İşçi sağlığı koşulları sağlansın, madenler denetlensin, iş güvencesi verilsin…
Soma ve sonrasında Şırnak madenindeki katliamlara karşı geliştirilen söylemin en billur hali: “Taşeron yasaklansın” ve “madenler kapatılsın” talepleriydi.
Elbette Soma’da değil ama Şırnak’ta madenin kapatılması devlete “akla yatkın” geldi. Muhtemelen Şırnak madenlerinin mülkiyeti tekelci burjuvaziye dokunmuyordur!
Şırnaklı maden işçileri çadır açıp “madenler kapatılmasın” dedi.
Benzer bir durumu “taşeron yasaklansın” talebinin geniş işçi yığınlarınca yeterince sahiplenmemesinde de gördük.
Nedir işçileri ölüm kuyularının kapatılmasına karşı durduran ve “taşeron yasaklansın” sloganına sarılmalarını(!) engelleyen?
Elbette günlük yaşam pratikleridir.
Bu iki tepki onların bilinçten uzak olduklarını değil, nesnel koşullarda ve mevcut örgütsüzlük (Soma’da işçiler Maden-İş sendikasında örgütlü olsalar da sendikanın işçileri temsil kabiliyetinin bulunmadığı katliam sırasında ortaya çıkmıştır) halinde “olabilecekleri” gördüklerini gösterir.
Elbette taşeron ortadan kalkmalıdır. Ancak, bunun yolu slogan olarak “taşeron yasaklansın” demekten geçmemektedir. Herkese güvenceli iş talebi “taşeron yasaklansın” talebinin olumsuzluğundan kurtarabilir. Bugün milyonlarca taşeron işçiyi “taşeron yasaklansın” sloganında birleştirmek güç olsa da “herkese güvenceli iş” için mücadelede birleştirmek olasıdır. İşçi taşeron yasaklandığında, zar zor bulduğu ve güvencesiz çalıştığı işini de kaybedeceğini düşünecektir.
“Madenler kapatılsın” isteği de devrimci bir talep gibi dursa da, olsa olsa romantizmi hülya sosuna batırılmış devrimci bir taleptir. Bu talep genişletildiğinde; tüm fabrikalar kapatılsın, okullara mühür vurulsun, çalışmak yasaklansın gibi bir takım sekter slogandan başka hiçbir gerçekliğe(?) temas edilemez.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 26/08/2014 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: