Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Orta Gelir Tuzağı Değil, Taşeronluk Batağı!


Son dönemlerde sermaye örgütleri ve burjuva iktisatçıları bir soru üzerinde yoğunlaşıyor: Orta Gelir Tuzağı’nda mıyız? Sorunun cevabı da geliyor ardından: Orta Gelir Tuzağı’ndayız.
Peki, ne yapmalı?
“Yüksek katma değerli ürünler üretmeli!”
***
Orta Gelir Tuzağı (OGT) için farklı tanımlar olmakla birlikte, en genel haliyle; kişi başına yıllık ortalama gelir bakımından orta gelir düzeyine “yetişmiş” geç-kapitalist ülkelerin, bu seviyeyi aşamaması, burada sıkışıp kalması ve yüksek gelir grubuna geçememesi denebilir.
Daha özel ölçülebilir ayırımlar da var. Örneğin Eichengreen 2011 tarihli çalışmasında aşağıdaki üç eşikten geçemeyen ülkeleri OGT içinde saymaktadır:
– Kişi başına gelirin 16.000 Doları aşamaması,
– Kişi başına gelirin ABD düzeyinin yüzde 58’ini aşamaması,
– Ülke imalat sanayinin milli gelir içindeki payının yüzde 23’ü aşamaması.
Kişi başına ortalama gelir, gelir dağılımındaki eşitsizlik hesaba katılmadığında pek bir anlam ifade etmez ama yine de ülkedeki kişisel gelir durumuyla ilgili genel bir fikir verir. Dünya Bankası’nın 2013 yılı kriterlerine göre 4.086 Dolar ile 12.615 Dolar arasında yıllık kişi başına gelire sahip ülkeler “Üst Orta Gelirli Ekonomiler” olarak kabul edilmektedir. Türkiye, 1955 yılında düşük-orta gelir düzeyine eriştikten sonra 50 yıl boyunca bu düzeyde kalmış ve 2005 yılından itibaren yüksek-orta gelir grubuna dâhil olmuştur. Tartışma, bu yeni yükseldiği seviyede ne kadar kalacağı ya da bu seviyeyi aşıp yüksek-gelirli ülkeler grubuna girip giremeyeceği ile ilgili.
Türkiye’de gelir hesapları oldukça sorunlu. 2005 yılındaki “yükseliş”in ne kadarı gerçek ne kadarı hesaplama yöntemlerindeki değişikliklerden kaynaklanıyor, bunu bilmek zor.
Gelelim çıkış senaryosuna…
Çin, düşük-orta gelir düzeyine 1992 yılında ulaşmış ve bu seviyede 17 yıl kaldıktan sonra 2009 yılında yüksek-orta gelir düzeyine erişmiş. Bu dönem içinde ortalama büyüme hızı yüzde 7.5.
Güney Kore, 1969 yılında girdiği düşük-orta gelir düzeyinden 19 yıl sonra (1988), ortalama yüzde 7.2 büyüme hızıyla çıkmış.
1955-2005 arasında düşük-orta gelir düzeyinde kalan Türkiye’nin ortalama büyüme hızı yüzde 2,6.
Yani, çarklar dönmeli?!
O çarklar -en genel haliyle- toplumsal emeği parçalayarak (Çinleşerek) dönmekte.
Çözüm?
Sermaye örgütleri ve burjuva iktisatçılarına göre çözüm Türkiye’nin yüksek katma değerli ürünlerde uzmanlaşması.
İlk an kulağa hoş geliyor. Silikon Vadileri, yazılım üsleri ve bizi bizden alan teknoloji-içkin tüketim malları…
Ama olmuyor… Ya düşük işlenmiş mallar üretiliyor ya da uluslararası tekellere taşeron üretimle “parçalar” üretiliyor.
Aslında, 2001 Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nın (Derviş Programı) temel amacı “verimliliğe dayalı büyüme” modeli idi. Bu model “sayesinde” işçi ve emekçiler –kapasite kullanımını artırmak üzere- daha düşük reel ücretlerle daha uzun ve ağır koşullarda çalıştırıldılar. En azından 2009’a kadar “kapasite hedefi” tuttu ancak bedelini emekçi yığınlar ödedi. Bu dönemde (2001-2009) sermaye birikiminde ciddi artışlar oldu. 2011 sonrası birikim rejimindeki tıkanma inşaatçılık gibi “sabun köpüğü” alanlar açarken üretken sermayenin de erimesine yol açtı. OGT’den çıkış için aranan çözümler esasen sermaye birikim hızını artırma amacı taşıyor.
Bu yanıyla bakınca; OGT tartışmaları, hükümete yakın olup inşaatçılıkla gelişen sermaye gruplarıyla diğer üretken sermaye grupları arasında birki kavga.
***
OGT tartışmasının temel sorusunu değiştirmedikçe OGT’den çıkmakta mümkün değil! Soru OGT’den çıkacak mıyız değil, “Neden OGT’deyiz?” olmalı.
Ortada olan bir “tuzak” değil, tam anlamıyla bir “batak” var: Uluslararası kapitalist üretim zincirinde taşeronluk bataklığı.
Türkiye ve benzer konumdaki “yarı-çevre” ülkeler, kapitalist-emperyalist ülkelerin, uluslararası tekelci sermaye gruplarının ve onların yerli işbirlikçilerinin “kutsal” çıkarlarını korumak için tüm ülke kaynaklarını (emek, doğa gibi) taşeron üretim cehennemlerinin harcı yaptıkça bu bataklıktan çıkılmaz.
Netice itibarıyla bugün sınıfın temel talepleri arasında yer alan: Taşerona son verilmesi, işten atmaların yasaklanması, eşit işe eşit ücret uygulanması, cinsel ayrımcılığın giderilmesi, sendikal örgütlenme özgürlüğünün sağlanması gibi talepler bu bataklığın da kurumasının araçlarıdır! Bu nedenle sınıfın çıkarları ülkenin çıkarlarıdır!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 29/04/2014 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: