Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

İktisatçı hastalığı olarak: Bakarkörlük!


2011’den bu yana ülke olarak içine girdiğimiz ekonomik bunalım durumu, ağırlıklı olarak bu yıl itibarıyla birçok iktisatçı tarafından da görünür olmuştur. Bu gecikmenin esasen bu alanda yoğunlaştığını zannedenlerin körlüğünden ziyade, elbette daha özsel sebepleri mevcuttur.
Krizi ucundan anlayınca, tahlil ve “çözüm” önerileri de “ucundan” olmaktadır. Kriz, akı kara karayı ak yapmakta ve nice burjuva “ekonomist”ini “devletçi yaparken yine nice “Marksist İktisatçıyı” da Makro İktisat yazınından çözümler seti üreten Keynesciklere dönüştürmektedir.
Bu arada bir ara not olarak şunu söyleyelim: Marks kendisini “iktisatçı” olarak görmediğine ve öyle tanımlamadığına ve hayata da böyle bir “teknikçilikle” bakmadığına göre Marksist İktisatçı diye biri de olmaz. Olsa olsa Marksist toplumbilimci olabilir. Toplumbilimcilik ise bugünün Ekonomi Dünyası’nın “kalıplarına” pek sığmaz!
***
Bir olguyu tahlil etmek adına o olguyu tüm bağlamından, tarihsel ve sınıfsal kökenlerinden koparıp, ezberlenebilir kısa sonuçlar bulmaya yöneldiğinizde ve hatta bunu sözüm ona “ideoloji dışı” bir çabayla yaparak meseleye “bilimsellik” (burjuva bilimi) kattığınıza inandığınızda kuru bir indirgemecilik ve iradeciliğe varacak bir belirlenimcilik dışında hiçbir şey yapmış olmaz sadece “esas”ın etrafında iki üç tur atarsınız.
Elbette siyaset, ekonomik ilişkiler bütününün ve ekonomik yaşam da siyasetin ayrılmaz parçasıdır. Hadi bir an için bizlere salık verildiği haliyle, siyasal olan ile ekonomik olanı farklı varlık alanları olarak düşünelim. Böyle düşündüğümüzde de ikisine en yakın “farklı alanlar” bunlar olacaktır. Bu basit ve somut gerçeği reddettiğiniz de yapacağınız siyasetten de iktisatçılıktan da hayır gelmez.
***
Soru şu olsun: “Son yaşanan siyasal kriz, ekonomik durumu etkilemiş midir?”
Bu sorunun yanlış olan yanı şudur: Ekonomik olaylar denilen üretim ilişkileri bütünü, hem günlük siyasetin sonucu ama hem de günlük siyasetin en önemli hareket noktasıdır. Buradaki günlük siyaseti “grup toplantıları” ötesinde doğrudan doğruya burjuva siyasetinin doğasını ifade etmek için kullanıyorum.
Şimdi şunu soralım: “Son yaşanan siyasal krizin odağında ne vardır?”
Miladı istediğiniz yerden alabilirsiniz ama en günceli 17 Aralık. 17 Aralık sonrası ortaya çıkan siyasal krizin sebebi nedir? Ne olmuştur?
Olan şudur ki, burjuva siyasetinin siyaset biçiminin küçük bir kısmı görünür hale gelmiştir. Bu biçim, toplumsal kaynakların tekelci burjuvazi ve ona yakın çevrelerin sermaye birikimini artıracak biçimdir. Bu durum yeni değildir. Halkın demokratik iktidarı dışındaki hiçbir siyasal alternatif ile de ortadan kalkmayacaktır.
Öyleyse, “siyasal kriz olduğu için ekonomik kriz başladı” demek bizi indirgemeciliğin ötesine taşımaz.
Ekonomik krizi anlamak adına içine düşülen başka bir yanılgı ise; çatısı, güncel olandan mümkün oldukça uzağa kurulacak bir soyutlamadır. Örneğin, “güney ülkeleri krizi”, “2008’in devamı” gibi “soyutlamalar” içinde bulunduğumuz ekonomik/politik koşulları ve onun esas taraflarını doğrudan süreçten azade kılmayı getirir.
İçinde bulunduğumuz kriz, 2008 Dünya Kapitalist Krizi’nin süreğeni değildir. Elbette ondan etkilenmiştir ve merkez ülkelerin 2009’dan itibaren krizlerini aşma biçiminin bizim gibi ülkelere etkilerini taşır fakat, bu kriz başka krizdir. Bu kriz tam da Türkiye’nin krizidir. Bu kriz 2011’de başlamıştır (Dikkatli Makrocular, krizin altı ayı aşan durgunluk olacağını söyleyebilir olsalar da burada ifade edilen kriz, onların anlayabileceği ‘teknik kapasiteden’ aşkındır). Son bir yıl içerisinde uluslararası finans-kapitalin “ana kucağına” dönmeye başlamasıyla eşzamanlı olarak bizimle birlikte dört ülkede de benzer “çalkalanmalar” olmaktadır. Ancak, bunlar içerisinde “kriz” olarak tanımlanacak bizimkidir. Bu “sadece Türkiye’de kriz vardır” demek değildir. Aksine her krizin kapitalist emperyalizmden etkilenen bir yanı vardır fakat öznel yanı da vardır. Öznel olanı belirleyen doğrudan o ülkedeki üretim ve bölüşüm koşullarıdır.
Milyonlar neden işsizse, sefalet ücretinde çalışmak zorunda kalıyorsa, sendikal gücünü kullanamıyorsa krizin sebebi de o dur. Bu koşulları görmek istemeden ya da koşulları saklayarak yapılacak tahliller de, çözümler de bakarkörlüktür!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 11/02/2014 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: