Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Yetişme Sorunu – 1


“3. Sanayi Şurası” 2011 seçimleri öncesi Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın organizasyonuyla geçtiğimiz günlerde yapıldı. Toplantıda hem başbakan hem de bakan konuştular. Kasım başında da “5. İzmir İktisat Kongresi” Kalkınma Bakanlığı organizasyonuyla toplanmıştı.
Her iki toplantı da “sembolik olarak”, bir kongrenin ötesinde anlamlar taşıyor. Malum, İzmir İktisat Kongresi Cumhuriyet’in ilanından hemen önce (17 Şubat- 4 Mart 1923) düzenlenmiş ve yeni kurulacak Cumhuriyetin ekonomik hedefleri ve yönelişleri deklare edilmişti.
ABD ve Avrupa’da 2008 Küresel Kapitalist Krizi’nin sona ermesinin ardından başını Türkiye’nin çektiği ”üretim cehennemi hattı”nda (nam-ı diğer emerging markets/ yükselen piyasalar) yer alan ülkeler yeni ve ağır bir krize doğru adım attı.
***
5.’sine de geleceğiz ama ilk İzmir İktisat Kongresini hatırlayalım:
Kongre’de sermaye temsilcileri yanında işçi ve köylü temsilcilerinin katılımıyla ve esasen “Türk-İslam Sermayesi”nin yaratılmasına yönelik hedefler doğrultusunda planlanmıştı. Kongre’de Mustafa Kemal Atatürk bir konuşma yapmıştı. Atatürk, konuşmasında:
“Osmanlı tarihinde bütün gayretler, bütün mesai milletin arzusu, amali ve ihtiyacat-ı hakikiyesi nakta-i nazarından değil, şunun, bunun amalini, ihtirasını tatmin nokta-i nazarından vukubulmuştur.
Mesela, Fatih İstanbul’u zaptettikten sonra yani Selçuki Saltanatiyle Şarki Roma İmparatorluğu’na tevarüs eyledikten sonra Garbi Roma İmparatorluğu’na da konmak istedi. Bunun için de bütün milleti bu hedefe doğru sevketti”
diyordu.
Bu hesaplaşmadan sonra Atatürk konuşmasına şöyle devam ediyor:
“Efendiler; İktisadiyat sahasında düşünür ve konuşurken zannolunmasın ki, ecnebi sermayesine hasımız; hayır bizim memleketimiz vasi’dir. Çok say ve sermayeye ihtiyacımız var. Kanunlarımıza riayet şartiyle ecnebi sermayelerine lazımgelen teminatı vermeğe her zaman hazırız”.
Gerçekten de İzmir İktisat Kongresi ile birlikte Türkiye kapitalist eklenmeci politikalara yönelmiş, bunun için yerli ortakla yabancıların ülkeye girişi desteklenmiş ve ayrıca yerli sermaye gruplarına kaynak aktarımı (teşvik) uygulanmış fakat “Kuruluş Yılları” iktisat politikaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Tabii köprünün altından çok sular geçti. Sermaye grupları zaman içinde devlet ihaleleriyle, teşviklerle, “yürü ya kulum”larla boy atıp serpildi. Bugün, kendi içinde gruplaşmış 27 farklı sermaye örgütü bulunuyor.
***
1923 yılında düzenlenen ilk İzmir İktisat Kongresi’nde de bu yıl ki, “kongreler”de de çizilen politika ekseni öz itibariyle “yetişme sorununa” odaklanıyor. Yetişme sorunu, iktisat yazınında kapitalizm içi eşitsiz gelişim perspektifi sunan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, geç kapitalistleşen ülkelere “kapitalizmin patikasından” ayrılmadıkları takdirde bir süre sonra erken kapitalist ülkelerin düzeyine geleceği savına dayanır. Bunun için; kuruluş yıllarında da, Menderes döneminde de, Özal’lı yıllarda da, AKP iktidarında da ülkenin temel ekonomik yönelişi, emperyalistlerin çizdiği rotadır. Bugün için bu rota; Türkiye ve benzerleri için kapitalist üretimin kutsandığı, doğanın bu amaçla tahrip edildiği, enerji bağımlılığının kanıksandığı, işçi ve emekçilerin çalışma koşullarının ağırlaştırıldığı, reel ücretlerin baskılandığı, sosyal güvencenin hak olmaktan çıkartıldığı bir yapıdır.
***
Peki, bunlar zaten böyle değil miydi? Ya da nedir bu dönemin özgül koşulları?
İşte bunları gelin son dönem “kongreleri” üzerinden okuyalım.
Devam edecek…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 26/11/2013 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: