Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Top On


Son bir hafta için ekonomi gündeminin top on listesini çıkarsak aşağı yukarı şöyle bir tablo çıkar karşımıza:
İlk dört sırada Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın piyasalara benzin serpen açıklaması.
Beşinci sırada Ali Babacan’ın “Son aylarda istikrarımızı kıskananlar oldu” açıklaması.
Altıncı ve yedinci sırada Zafer Çağlayan’ın “Bunlar faiz lobisinin çabaları” açıklaması.
Sekizinci sırada Türkiye Başbakanı’nın “Sınırlı müdahale bizi tatmin etmez” açıklaması.
Dokuzuncu sırada Hindistan Başbakanı’nın “Rupi’deki düşüşten kaygılıyız” açıklaması.
Son sırada ise Güngör Uras’ın Ayşe Teyzesi’nin “altın mı alayım yoksa dolar mı satayım?” ikilemi.
***
Geçen hafta Merkez Bankası’nın dövize müdahalesinin mevcut ve olası sonuçları üzerinde durmuştuk. Merkez Bankası’nın müdahalesi sonrası 2 TL’ye ulaşan Dolar fiyatı, bu ateşi söndürmek için devlet haber ajansının sorularını yanıtlayan Erdem Başçı’nın açıklamaları ile 2 TL’nin üzerindeki yerini perçinledi.
Başçı konuşmasında: “Biz TL’nin değerini aslanlar gibi koruyacağız… Türk Lirası’na değer kazandırıcı şokları bizden bekleyin. Çok enteresan manevralar yapacağız” der demez TL’deki değer kaybı hızlandı.
Neyse ki, araya bayram ve haftasonu girdi ve Başçı yeni bir açıklama yapmadı. Dolar fiyatı Merkez Bankası’nın yeni müdahalesine kadar 2.02 TL gibi bir yerde soluklanacak gibi görünüyor.
***
Top On listemize beşinci sıradan giren Ali Babacan ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Keçiören Belediyesi işbirliğinde gerçekleştirilen bazı tesislerin temel atma ve açılış töreninde konuştu. Babacan konuşmasında: “Eğer denizlerde dalga varsa o dalgaları az da olsa biz de hissedeceğiz. Fakat burada önemli olan bu dalgalardan zarar görmeden çıkmak. Bu da sağlam bir ekonomik yapı ve o yapıyı yöneten kaliteli yöneticiler, kaliteli kadrolarla mümkün” diyerek hükümetlerini “temize” çektikten sonra esas sorumluyu da ilan etti: “Son aylarda istikrarımızı kıskananlar oldu. Ama biz yine de demokrasi diyeceğiz. Doğru olan neyse ondan asla vazgeçmeyeceğiz”.
Anlaşılan o ki, Babacan’da “sizi gidi geziciler sizi” sendromuna kapılmış durumda. Zaten 11 yıllık AKP iktidarında ne kadar iyilik, hoşluk varsa kendi iyi kalpliliklerinden, ne kadar bela ve şer varsa iç-dış mihraklardan.
Kurgu “inşallah maaşallah” üzerinden kurulduğu için reel durumlara sürreel tepkiler doğal!
***
Ali Babacan “kaliteli ekonomi yöneticileri” derken ilk sırada Zafer Çağlayan’ı kast etmiş olmalı. Her ne kadar Kanun Hükmünde Kararnameyle bir gecede Dış Ticaret Müsteşarlığının adı değiştirilerek “kaçak kat” olarak çıkılmış olsa da bir Ekonomi Bakanlığı var ve onun Bakanı’da Zafer Çağlayan. Ekonomi yönetimi deyince de ilk onun adının anılması gerekir zaten.
Zafer Çağlayan, geçen yıl uygulattığı ve Türkiye’yi fişek gibi fırlatacağına inanılan ama hemen hemen hiçbir sonuç vermeyen teşvik yasasından beri çok iddialı açıklamalar yapmaz olmuştu. Anlaşılan o ki, bu arada o da Gezi Direnişi ve direniş konusunda AKP’nin geliştirdiği yeni jargona alışmış. Kendisine Merkez Bankası’nın dolara müdahalesi sorulunca “müdahaleye gerek yok” diyen bakan da aynı Babacan gibi esas(!) faili işaret etti: “Bunlar faizlerin yükselmesinden rant elde etmeyi bekleyen faiz lobisinin çabası. Dolar iner, çıkar. Elle gelen düğün bayram…Biz kaya gibiyiz”.
Maaşallah kaya gibisiniz, inşallah bize bir şey olmaz. Zaten bütün bunlar hep “faiz lobisi”!
Gazeteler zamanında pek ilgi göstermedi ama sözde “faiz lobisi” ile ilgili olarak bence en önemli tespit TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz’dan gelmişti. Yılmaz, 12 Haziran’da faiz lobisi ile ilgili soruya: “Benim faiz lobisiyle ilgili biraz sıkıntım var anlamakta ama çıkar grupları mı? İngilizce’deki anlamıyla menfaat grupları anlamına gelir bu. Bizde faiz lobisinden ne kastedildiğini çok sağlıklı anlamıyorum doğrusunu isterseniz” diye cevap vermişti. Yılmaz, İngilizce’deki “interest lobby” (çıkar lobisi) teriminin Türkçe’ye çevrilirken yanlış tercüme edildiğini ima ediyor olmalı. İnterest hem çıkar anlamına geliyor hem de faiz.
Tabii Yılmaz’ın öngördüğü gibiyse durum. Ortada İngilizce bir metin ve bu metni Türkçe’ye “kazandırmış” birileri var demektir. Elbette bunlar yorumdur. Siz de istediğiniz gibi yorumlarsınız.
Geçen hafta dış ticaret istatistikleri de açıklandı. Durum vahim. Yıllık bazda mevsimlik etkilerden arındırılmış verilere göre, ihracat yüzde 1 azalırken ithalat harcamaları yüzde 6 artış göstermiş. Ocak-Temmuz döneminde ihracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 63’den yüzde 59’a gerilemiş. Dış Ticaret açığı hızla artıyor ve bu da cari açığı ve dolayısıyla ülkenin döviz ihtiyacını artırıyor. Öte yanda Merkez Bankası günlük yüz milyon doları piyasaya satıyor! 2001 yılında Merkez Bankası döviz rezervleri cari açığın üzerindeyken bugün ancak yüzde 60’lara denk geliyor. Olsun bize hiç bir şey olmaz inşaallah, maaşallah!
***
Ekonomide lale devrinden hazan mevsimine geçilmişken Başbakan küsmüş olacak ki ekonominin adını bile telaffuz etmiyor bu aralar. Başbakanın “sınırlı müdahale bizi tatmin etmez” başlıklı haberini görünce ilk olarak Merkez Bankasına destek çıktığını düşünmüştüm. Ama açıklama “milli menfaatlerimiz” hakkındaymış!
***
Biz dönelim top on listemize. Listenin dokuzuncu sırasında Hindistan Başbakanı’nın açıklaması var. BBC’nin haberine göre; Hindistan Başbakanı Manmohan Singh parlamentodaki konuşmasında, Hint rupisinin değer kaybının kendileri için “kaygı konusu” olduğunu söylemiş. Yazık! Demek ki, kaygılanacak “milli menfaat” meselesi bulamamışlar!
***
Tüm bu alt-üst oluşlar ve yetkililerin ileri demokratik beyanları sürerken halkın “küçük tasarruf” sahibi olan kısmı için ise biraz sancılı, biraz kafa karıştıran ama bir yandan da tatlı bir heyecan veren telaşı baş gösterdi. Öyle ya altın dipten yükselişe geçiyor, dolar en yüksek değerine ulaşmış. Ne alıp ne satmalı? İşte ekonomi kanalları ve sayfaları da “kriz fırsatçılığında son numaralar” temalı programlarına ve yazılarına hız verdiler geçen hafta.
***
Top on’a giremeyenler ise halkın gündemini oluşturdu. Bin TL’yi geçen açlık sınırı, kamu emekçilerine reva görülen maaş artışı, her geçen gün sayısı artan grevler, kırtasiye ürünlerinin fiyatlarındaki artışlar, kışın yaklaşmasıyla birlikte yakacak ihtiyacının can sıkan düşüncesi…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 03/09/2013 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: