Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Yık-Yap İşlet


Neo-liberal birikim rejiminin en temel ayırt edici özelliği “el koyarak birikim” mekanizmasının işletilmesidir. Topluma ait fabrikalar, araziler ve doğal kaynaklar çeşitli yasal ve fiili araçlarla toplumun olmaktan çıkartılıp sermaye birikimine araç olarak sunulur.
Bugün iktidar partisi temsilcilerinin söz birliği yaptığı haliyle “biz park-bahçe işlerini iyi biliriz” söylemi de esasen neo-liberal talan kültürünün ne denli içselleştirildiğinin çarpıcı bir örneğidir. “Park-bahçe işlerini bilmek” demek, parkın ve bahçenin olduğundan farklı bir makyajla bir tür yeniden-üretime tabi kılınmasından başka birşey değildir.
Yeniden-üretim veya park-bahçe örneğindeki (kentsel dönüşüm projeleri de bu kapsamda düşünülebilir) yeniden-yapılanma faaliyetleri ancak mevcudun talanıyla mümkündür.
Son on yılda satılan onlarca kamu işletmesi, imara açılan hektarlarca arazi, yıkılıp yeniden yapılan binlerce konut bunu gösteriyor.
Burada “el koyma” faaliyetini basitçe bir tür mülkiyet devri olarak düşünmemek gerekir. Öyle ki, topluma ait kamu işletmesi satıldığında bu varlığı satın alanlar onu alıp başka bir yere götürmez. O işletme tüm imtiyazlarıyla ve muhtemelen tekel hakkıyla birlikte devredilir. Dolayısıyla kamu yönetimindeki işletme bu kez “seçilmiş” müteşebbisin yönetiminde aynı “hizmeti” sunmaya devam eder. Örneğin konutunuzun kentsel dönüşüm kapsamında yıkıldığını ve size TOKİ’den bir konut verildiğini düşünün. Sözleşme gereği yeni konut alanındaki yönetim faaliyeti TOKİ’ye bağlı kalacaktır. Siz sadece evinizi kaybetmeyecek, aynı zamanda tüm konut hizmetlerini de (güvenlik, çevre, temizlik gibi) ilgili firmadan satın almak zorunda kalacaksınız. Bu zorunlu birliktelik, bir süre sonra sadece günlük ekonomik çıkarlardan ibaret olmayan ve aynı zamanda belli bir siyasal içerimi de kapsayan bir hal alır.
Burjuva demokrasilerinin temel özelliği temisili demokrasinin seçim kanalıyla işletilmesidir. Bazı ideolojik yatkınlıkları bir yana bırakırsak (ki bu her ülke için yüzde 30’u geçmez) “seçmen” hüviyetine sahip bireyler bu seçme hakkını(!) kısa vadeli ekonomik çıkarları üzerinden konumlandırır. 2002 seçimlerine ekmek arası döner ve birkaç konser ile hazırlanan ve somut bazı ekonomik vaatler sunan Genç Parti’nin yüzde 7 oy alması, AKP’nin de benzer bir şekilde ilk seçiminde yüzde 30’u geçmesi burjuva demokrasilerinde “oy”un bir satın alma aracına dönüşebildiğinin örnekleridir.
Kısa vadeli çıkarlar ile toplumsal çıkarların mübadelesi tüm toplumlarda tarifi imkansız bir yıkım yaratır. Bu yıkım başladığında kimi kendisini siyasi liderin “kıçındaki kıl” zanneder, kimi de o lideri “sultan” ilan eder.
***
Her yıkıntı içinden bir yapıntı çıkarıyor. Bundan tam 20 yıl önce Sivas Madımak Oteli’nde yakılan 33 aydın ve sanatçının külleri üzerinde kapita-islamist birikim sisteminin “özgüveni” yükseldi. Öyle ya, kentin merkezinde, elinde benzin bidonlarıyla saatlerce süren gösterine hiç kimse ama hiç kimse dokunmayacak ve o benzinle oteli ateşe verebileceksin. Aradan yıllar geçecek, yapılanlar “insanlık suçu” olarak kabul görmeyecek ve siyasal iktidar bunu “hayırlı” görecek!
***
Şimdi küresel alt-üst oluşun da etkisiyle bu yık-yap işlet sistemi kendi sınırına dayanmış durumda. Ne yerli otomobil yapacak bir “babayiğit” var ortada ne de ithalat bağımlılığını azaltacak “yüksek katma değerli” üretim yapan sanayici!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 02/07/2013 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: