Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

23 Nisan


Bugün 23 Nisan.
Bir yanda ulusal bayramların toplu kutlanma(ma)sı ile ilgili alınan karar üzerinden kopan fırtına ve diğer taraftan da çocuklara koltuk bırakma şovuyla siyasilerin “müşfik” yanlarını görme fırsatı!
Mevcut koşullar gözönüne alındığında aslında her bayram küfre dönüyor biraz.
Bu sebeple Avukatlar Bayramını avukatlar, Tıp Bayramını hekimler protesto ediyor her yıl.
Bebek ölümlerinin “kader” olarak algılandığı, çocuk işçiliğin “istihdam stratejisi” olarak benimsendiği, yetersiz sağlık ve beslenme koşullarının yaygınlaştığı, bozuk sütlerin çocuklara cebren içirildiği, ülkeyi soyup soğana çevirenler ortada cirit atarken taş atan çocukların “terör” suçuyla yargılandığı, her türden taciz ve dayağın olağan kabul edildiği bir ülkede “çocuk bayramı” olduğu iddiası olsa olsa kargaları güldürür.
***
Dün BETAM’ın 2006-2010 dönemini içeren araştırmasına dayalı yayımladığı Araştırma Notu’na göre Çocukların Maddi Yoksunluğu giderek artıyor. Ülke genelinde her dört çocuktan biri yeterli sağlık, beslenme ve ısınma/barınma koşullarına sahip değil. Çocuk yoksulluğu bölge illerinde yüzde 60’ları geçiyor. Yani neredeyse sağlıklı koşullarda yaşayabilen çocuk yok.
***
Halen 2 bin 400 çocuk cezaevlerinde tutuluyor. Rakam özellikle 2005 sonrasında yüzde 40 artmış durumda. Ayrıca cezaevinde tutulan çocukların büyük kısmının taciz ve işkenceye maruz kaldıkları da meclis araştırma raporlarına yansıdı.
***
Bir yanda hızlı bir yoksullaşma süreci öte yanda ise cocuğa yönelik şiddetteki artış!
Bu iki şeyin bir anda yaşanması “çocuk meselesi”nin sınıfsal temellerini de görünür kılıyor.
Açlık ve yoksulluğa terk edilen çocuklar aynı zamanda şiddete de en çok muhattap olanlar.
***
Öte yandan göreli “sağlıklı” koşullarda yaşama şansına sahip azınlığın ise eğitim sistemi aracılığıyla karşı karşıya olduğu depolitizasyon süreci gerçekten inanılmaz düzeyde.
Çocukların kişisel yeteneklerinin keşfedilmesi, yeteneklerini geliştirebilecekleri esnek eğitim yapılarının oluşturulması yerine hepsini 4+4+4 tezgahına sokup önlerine de tablet bilgisayar atarak onları tek düzeliğe, hazırcılığa teşvik eden bir eğitim politikasıyla karşı karşıyayız.
***
Özellikle 12 Eylül 1980 darbesi sonrası eğitim sisteminin sistematik olarak bir tür “beyin yıkama” aracına dönüştürülmesinin sonuçlarını hep beraber yaşıyoruz. Muhakeme yeteneğinden yoksun, inisiyatif almaktan korkan, yetenekleri törpülenmiş, popüler kültür ile var olabilen milyonlarca genç insan!
***
Keşke bugün her düzey devlet yetkilisi koltuklarına çocukları oturtup espriler yapmaya çalışacaklarına bir günlüğüne olsun koltuklarından inip bu ülkede açlıkla boğuşan, işkenceye maruz kalan, her türlü şiddetle başa çıkmaya çalışan, kapitaislamist eğitim sistemiyle beyni yıkanmaya çalışılan, yürekleri küçük elleri nasırlı çocuklardan biri olsalardı. Olamasalarda onların gözüyle bu çöp çuvalı dünyaya baksalardı…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 23/04/2013 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: