Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Sendikacılık tartışması: Merhaba Proletarya!


Özgür Hoca (Müftüoğlu) ile tartış(tır)maya çalıştığımız; sendikacılık, işçi sınıfı ve sınıf mücadelesi konuları elbette birkaç köşe yazısında derlenip toplanacak konular değildir. Bu tartışma ne ilktir ne de son olacaktır. Ancak, sınıf mücadelesinin büyük ölçüde sekteye uğradığı günümüz koşullarında konuyu tartışmanın zihin açıcı olabileceğini düşünüyorum.
***
Elbette bu tartış(tır)ma çabasını benim ile Özgür Hocanın “karşılıklı atışması” gibi görenler de var. Örneğin sol cenah içinde tanınan bir internet sitesi, yazılardan -bir hevese kapılmış olacaklar ki- sadece Özgür Hocaya ait olanlarını yayınlayarak ne kadar derin bir tartışma kültürüne sahip olduğunu gösterdi.
Oysa, bu konularda konuşarak anlaşamayacağım en son insanlardan biridir Özgür Hoca. Kaldı ki, kendisinin bu meselelerdeki derinliği ve samimiyeti konusunda da kimsenin söz söyleme haddi bulunmamaktadır.
***
Şimdi dönelim tartışmaya çalıştığımız konuya.
Özgür Hoca 23 ve 30 Kasım tarihli yazılarında özetle; işçilerin sendikasızlaştığını ve fakat beyaz yakalı hizmet emeğinin hızlı bir biçimde sendikalaştığını anlatıyor.
30 Kasım tarihli yazısını şöyle bitiriyor: “Beyaz yakalıların sınıfı özümseyerek, sınıfsal bir mücadele yürütebilme olasılığını kuşkuyla karşılamak son derece doğaldır. Ancak tarihsel süreçte kapitalizm ve buna paralel olarak da sermaye sınıfında yaşanan değişim dikkate alındığında işçi sınıfının yapısında ve mücadeleci unsurlarında da bir değişimi göz ardı etmemek gerekir(!)”.
27 Kasım tarihli yazımda şöyle yazmıştım: “Elbette işçi sınıfı emekçi kesimlerle yan yana yürüyecektir. Ancak, gündelik “iş kökenli” problemlerin salt anti-kapitalist mücadele ile aşılamayacağı, esas sorunun sınıf mücadelesinin güçlenmesi sorunu olduğu ve bunun da temel itici gücünün “kendini yakın hissedenler” değil, bizatihi işçi sınıfının kendisi olduğunu sürekli hatırlamak gerekir”.
Anladığım kadarıyla tartışma başa dönüyor: İşçi Sınıfı ve Sınıf Mücadelesi. Sınıf mücadelesi elbette sadece işçi sınıfından ibaret değildir. Sınıf mücadelesinin bileşenleri; işçi sınıfının önderliğinde tüm emekçiler, işsizler, yoksul halk kesimleri, etnik-cinsel sömürüye uğrayanlar, gençler ve kadınlardır. Çünkü bu kesimlerin tamamı sermaye sınıfının ve onun politik/dinsel/askeri araçlarının saldırısıyla karşı karşıyadırlar. Dolayısıyla sınıf mücadelesi tüm bu unsurları kapsayacak bir mücadeledir. İşçi sınıfının ve işçi sendikalarının dönüştürücü rolü ise Özgür Hocanın da vurgu yaptığı üretken emek olma hali yani, hayatı (çarkı) durdurabilme yetisi ile Marksizmin-Leninizmin bu sınıfa bıraktığı ideolojik ve politik araçlardır.
***
Özgür Hocanın 23 Kasım tarihli yazısında da değindiği gibi 12 Eylül Cuntası sonrasında memurların sendikal örgütlenmesinin yolunu açan ’89 Bahar Eylemleridir. Hani şu işçi sınıfının Zonguldak yürüyüşü! Memur sendikaları öncelikle ILO sözleşmelerine dayanarak meşruiyet elde etmiştir. Bu süreç gerçekten de memurların işçi sınıfının pratik mücadelesini doğru okudukları bir dönem olmuştur. Ancak, sendikalar “yasallaşıp” üye aidatları devlet eliyle toplanıp genel merkezlere dağıtılınca ve ülkede Bahar Eylemlerinin etkisi geçince, memur sendikaları “solcu” grupların yönetim kurulunda sandalye kapmak için her türlü ittifaka girdiği, vizite eylemlerinin hafta içinden hafta sonuna kaydırıldığı ve adeta Sanduka’ya dönüştüğü bir dönemi yaşadı/yaşıyor. Elbette her türlü depolitizasyon çabasına rağmen Eğitim-Sen, SES ve birkaç sendika daha –yönetimlerinde olmasa da- tabanlarında mücadeleci ruhu kısmen de olsa sürdürdüler.
***
Bugün 1989 Türkiye’sinden çok daha fazla sayıda işçi vardır. Doğrudur daha dağınıklar. Dolayısıyla onlara büyük fabrikalarda değil; tüplerin patladığı OSTİM’de, Ünaldı’da, İş cinayetlerinin yaşandığı AVM çadırlarında, Davutpaşa’nın zindan atölyelerinde ulaşılabilir. Ama ulaşılabilir…
Sol hareketlerin birçoğu için buralara gitmek zordur. Bu da anlaşılır. Bunun için ya oturdukları yerden işçi sınıfını yok sayarlar ve mücadeleyi anti-kapitalist baştan savmacılığa indirgerler ya da kendilerine birkaç memur/öğrenci/işsiz sendikası(?!) seçip dünyayı oradan ibaret göstermeye çalışırlar.
Oysa bugün elveda değil –değişen yapısıyla- ama artan sayısıyla Merhaba Proletarya demek lazım!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 04/12/2012 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: