Bölgesel Birikim

Mecliste kabul edilen “13 İlde Büyükşehir Belediyesi Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile birlikte yerel kaynakların bölgesel birikim alanlarına aktarılmasının önü açıldı. Böylelikle, köylerin bir çoğu tarih olurken, yerel hizmet üreten birimlerin kaynakları da bölgesel ve merkezi idareye aktarılabilecek.
***
Gerek Yerel Yönetimler gerekse de Kamu İhale Kanunu’nda defalarca yapılan değişiklikler ile “yerel hizmet” yerini “yerel pazar”a çoktan bırakmıştı. Temizlik “iş”lerinden, park-bahçe düzenlemesine, aydınlatmadan yollara kadar bir çok hizmet(yatırım) alanı özel kesim sermayeye ihale edilmeye başlanmıştı. Bu irili ufaklı taşeron şirketlerin yerel hizmetlere(!) talip olabilmesi için söz konusu hizmet işlerinin dişe dokunur olması gerekir. İşte yeni yasal düzenlemeyle bu pazar alanları sermaye gruplarının iştahını kabartacak biçimde yeniden düzenlenmiştir.
***
Geçtiğimiz aylarda yerel seçimlerin öne alınması çokca tartışıldı. İktidar ile muhalefet seçimlerin erkene seçilmesi konusunda anlaşırken tarih konusunda uzlaşamayınca seçimlerin zamanında yapılması uygun görüldü. O tartışma bir yönüyle Başkanlık sistemi ve Başbakanın kamuoyu yoklaması olarak yürüdü. Ancak, meselenin birikim yönü tartışılmadı. Mevcut haliyle belediyeler ve il-ilçe belediye meclisleri; hizmet yerine ihale üreten ve bu ihaleleri pazarlayan alanlara dönüşmüştür. Normalde beş yılda bir yapılan seçimi erkene çekmek demek tüm ihale ilişkilerinin de yeniden değerlemesini olanaklı kılmaktadır. Yani daha sade ifadeyle: pazar kızışmaktadır.
***
90’larda ortaya atılan Habitat tartışmalarından bu yana, “sol” içinde de yerel yönetimler üzerinde duran yaklaşımlar var. Bu yaklaşımlar ağırlıklı olarak meseleyi; yurttaşlık haklarının kullanımı, yerinden yönetim, ekonomik özerklik, demokratikleşme ve özgürlük sorunları üzerinden tartıştılar. Fakat esas olan hizmetin piyasalaşması olunca diğerleri, iyi temenni ve dileklerin ötesine geçemiyor.
***
Yaşananlar aslında geç kapitalist ülkenin birikim sancılarından başka bir şey değil. Sancı elbette sadece politika koyucuları saran bir şey değil: toplumu da cenderesine alıyor. Düşünsenize bugün yerel seçimler olsa ne çok parti flaması görürüz aç yatılıp aç uyanılan evlerin camlarında, ne çok parti şapkası görürüz karnı aç, pantolonu delik çocukların kafasında! İşte yerel yönetim piyasasını “sürdürülebilir” kılan yegane güçte müşteriye dönüşen yurttaşların hizmete/ürüne karşı duydukları heyecandır. Bu sebeple sözde seçimlerle kurulan yapılar, sözde ihalelerle dağıtıyor kaynakları özel kesim sermaye gruplarına.
***
Peki ne olmalı?
İki ihtimal var: Ya, son 15-20 yılda yerel yönetimler ve kamu ihale sisteminde yapılan bütün değişikilikler geri alınarak halka özyönetim hakkı iade edilmeli ve belediyeler ihale merkezleri olmaktan çıkartılıp hizmet alanlarına dönüştürülmeli ya da şu seçim oyunu bir tarafa bırakılarak yerel “iş”ler doğrudan pazarlanmalı. Düşünsenize, Mümkünlü kasabasının yerel yönetimi doğrudan Telekom’a ihale edilse, herkes mutlu olmaz mı?!
Hatta ismi de Telekom-Mümkünlü olabilir: 5 yıllığına!
Yerseniz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir