Fermanlı bilim

Bilim, Sanayi ve Teknoloji bakanlığının açıkladığı “en girişimci 50 üniversite” endeksinde kendine yer edinen İTÜ; bulunduğu konumun hakkını verecek biçimde on araştırma görevlisinin iş akdine son verdi. İTÜ’nün yakında 72 araştırma görevlisinin daha işine son vereceği konuşuluyor.

İTÜ yönetiminin bu tavrında; Yüksek Öğretim Kurulu’nun üniversitelere, 6111 no’lu kanuna dayanarak yüksek lisansta 3, doktorada 6 yılı tamamlamış ve mezun olmamış 50-d’li araştırma görevlilerinin ilişiklerinin kesilmesi gerektiği konusunda gönderdiği “görüş” yazısı etkili olmuşa benziyor.

***

Doğrudan iletken olarak YÖK, bir süredir Yüksek Öğretim Yasasının boşlu

klarını yayımladığı tebliğ ve “tavsiye kararları” ile doldurmayı tercih ediyor. Durum vahim. Tam anlamıyla bir mahalle baskısı var.

Geçenlerde bir rektör ile konuştuk. Diyanet işleri başkanının “her üniversiteye bir camii” kampanyası(!) ile ilgili olarak: “Çok yakında bir telefon bekliyorum YÖK’ten ‘Hocam, öğrencilerinizin camii konusunda istekleri var bilgilendirmek istedik sizi’ içerikli..” dedi.

Bu içinde bulunulan halin ve çaresizliğin ulaştığı boyutu gösteriyor.

***

Elbette mesele sermaye birikimi ve onun “teknikçiliği” olunca teknik üniversitelere çok daha fazla “ödev” düşüyor!

***

Gelirlerin düşüklüğü tasarrufları yetersiz kılıyor. Tasarruf düşüklüğü yatırımların finansmanı için  yabancı kaynak kullanımını zorluyor ve “filistin askısı” gibi, hareket ettikçe (ürettikçe)  daha fazla dışa bağlanan ve kilitlenen bir ekonomik yapı var ülkede.

Son bir yıldır yaşanan kriz hali politika koyucuları da üretimin bileşiminde bir değişikiliğe yöneltiyor: “Yüksek katma değer getiren ürünlerin üretimi”. Laf olarak kulağa hoş gelebilir ama o kadar!

Türkiye uluslararası kapitalist işbölümünde “yarı-çevre” diyebileceğimiz bir konumdadır. Erken kapitalist ülkelerin sınai üretimden tasarıma geçiş sürecinde Türkiye, Arnavutluk, Bulgaristan, Macaristen gibi ülkelere “üretimcilik” görevi yüklenmektedir. Bu sebeple merkez Avrupa’daki bir çok fabrika zaman içerisinde bu ülkelere kaydırılmıştır. Bunun karşılığında  söz konusu ülkelerde çalışma koşullarının ağırlaştırılmış, temel üst-yapı kurumları ile sermaye çevreleri arasında bağımlılık ilişkisi güçlendirilmiş, ücretler baskılanmış ve güvencesizlik yaygınlaştırılmıştır.

***

Bugün İTÜ’de yaşanan kıyım ülkenin yarı-çevre konumunun sürdürülebilirliği(!) için atılmış bir adımdır. Sermaye birikimi için “teknikçilik” maalesef ilk olarak “teknikçileri” etkiliyor. Halen devam eden ve odaların bir çoğunun da desteklediği yetkin mühendislik süreci, teknik üniversitelerdeki piyasa projelerindeki artış ve nihayetinde iş güvencesizliği bir bütün olarak değerlendirilmeli.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir