Köleliğe doğru

Sendikal örgütlenme hakkı, sekiz saat işgünü hakkı, kadın ve çocuk işçilerin ağır işlerde çalıştırılmaması hakkı, toplu iş sözleşmesi (TİS) hakkı, sigorta hakkı, iş güvencesi hakkı, aile ve sosyal yardım hakları, kıdem tazminatı hakkı…
Günümüz Türkiye’sinde yukarıda sıraladığımız haklar teker teker hak olmaktan çıkıyor. Bu el koyma durumu kimi zaman çıkartılan yasalar veya mevcut çalışma yasasına getirilen ek maddelerle çoğu zaman ise fiili engellerle ortaya çıkmaktadır. Örneğin, kıdem tazminatının gasp edilmesine yönelik yasa tasarısı “uygun ortam” bulununca gündeme gelecektir. Çalışma süreleri yasalarla esnetilmiştir. Ağır işlerde çalışma koşulları olumsuz yönde genişletilmiştir. İş güvencesi hak olmaktan neredeyse çıkmıştır. TİS görüşmelerinin, sendika yasasında yapılacağı iddia edilen değişikliklerin sözde mutakabat (işveren ve işçi konferderasyonları arasında) gerçekleşmediği gerekçesiyle askıya alınması, 950 işyerindeki 350 bin işçinin gelecek dönem haklarına el konulması sonucunu ortaya çıkarmıştır.
***
İşte tüm bu dönüşüm, sadece sözde değil özde de çalışma ilişkileri bütününde köleliğe doğru gidişe işaret etmektedir.
Benzer politikalar kapitalist Avrupa ülkelerinde de uygulanmaktadır. Bir yandan geniş kesimler “işsizlik” canavarıyla korkutulmakta öte yandan tüm sosyal ve ekonomik haklar tırpanlanmaktadır.
Artık işsizliğin kendisi bizatihi bir piyasa unsuruna dönüşmüştür.
Bireysel emeklilik sisteminin topluma dayatılması, iş için güvence yerine özel istihdam bürolarının “iş kapısına” dönüştürülmesi”, her ağzını açan yetkilinin “işçi ihtiyacı var başvuran yok” diye sopa sallaması boşuna değil.
İşsizsen eğitim almamışsındır: Buyur sana mesleki eğitim piyasası!
İşsizsen iş bulamamışsındır: Buyur sana –belli bir ücret mukabilinde- özel istihdam bürosu!
Gelecekten umudun kalmadıysa emeklilik hakkın gasp edilmiştir: Buyur sana özel emeklilik sigortası!
***
Tüm bu hak gaspları yaşanırken ve çalışma ikilimi acımasızlaştırılırken sendikalar da değirmene su taşımaktalar.
Başta hükümet yanlısı konferderasyonlar ama giderek neredeyse tüm konfederasyon ve sendikalar el birliği etmişcesine süt dökmüş kedi rolüne bürünüyorlar.
Çünkü –birkaç örneği dışarıda tutarak- “sendikacılık” da alınıp-satılır piyasa aracına dönüşmüştür.
Şube seçimi, merkez seçimi derken tüm politikalar yönetimde olma hesabına dayandırılmakta ve başarı “fon yönetimine” indirgenmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir