Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Vicdanlar parçalanırken…


12 Eylül referandumunda evet oyu kullananların -AKP taraftarları dışında- büyük kısmı, bu ‘kutsal’ ittifakın gerekçesi olarak, 12 Eylül darbesinin sorumlularıyla ve yasalarıyla hesaplaşılacağı iddiasında bulundular. Fazla değil iki yıl geçmeden referanduma sunulan Anayasa maddelerindeki değişiklikler ve uygulama örnekleri ile meselenin 12 Eylül ile hesaplaşmak değil tam tersine onu da aşan uygulamaların hayata geçirilmesi olduğunu gördük. Öyle ki, iktidar partisi ve yandaşları bir yandan sözüm ona demokrasi havariliğine soyunurken aynı anda şiddetli bir tasfiye sürecinin de içerisine girdiler. Her muhalefet odağı, devletin ve kurumlarının içinde geçmişten kalmış tüm ‘tehditleri’ itinayla sistem dışına gönderdiler. AKP’nin ‘ustalık’ döneminde ortaya çıkan bu uygulamaların hareket noktasını 12 Eylül referandumu ve geçtiğimiz yılki seçimlerde alınan yüzde 49’luk oy oranı oluşturdu.
Artık ülkede ‘demokrasi’ AKP’nin ‘halk iradesi’nin yani seçmen gücünün baskı aracı olarak kullanılması anlamına gelirken ‘özgürlük’ ise arlanmadan iktidarın tüm yaptıklarına kılıf bulma özgürlüğüne(!) indirgendi.
Bugün gelinen aşamada, adalet, basın, üniversiteler, tüm kamu kuruluşları, meslek oda ve birliklerinin çoğu iktidarın âli menfaatleri etrafında birleşmiştir.
Peki AKP’yi bu kadar aymaz davranacak güce eriştiren şey nedir?
Elbette bu noktada 2001 krizi ve söz konusu süreçteki parçalı iktidar yapısı halın genelinde güvensizlik duygusu uyandırmıştır. Güvensizliğin temelinde siyasi kaygılar veyahut şeraitçi-laikçi; Kemalist-cemaatçi gibi suni ayırımlar yoktur. Güvensizliğin temelini kaybolan iş imkanları ve sofradaki ekmeğin azalması oluşturmuştur. Hatırlanacağı gibi 2002 seçimlerinde seçmen AKP’yi tek başına iktidara taşırken aynı zamanda somut vaatlerle ve ekmek arası dönerle seçmenin karşısına çıkan Genç Parti’ye de yüzde 7 oy vermişti.
Bu iki partinin programatiği ve işleyişi onların birer ‘seçim partisi’ olduğu göstermiştir. Seçilmek için ne gerekiyorsa o oldular: Kimi zaman demokrat, kimi zaman despot, kimi zaman özgürlükçü ve çoğu zaman ‘halk’ oldular. Genç Parti yüzde on barajını geçemedi ve kendisinin benzeri tarafından ringin dışına atıldı. AKP ise somut ekonomik vaatlerine kazandığı seçimlerde devam etti. Umut oldu ama uygulamada ötesine geçmedi. Son on yıllık süreçte cumhuriyet tarihinin en düşün ortalama büyüme hızına düşüldü, işsiz sayısı arttı, gelir adaletsizliği çığ gibi büyüdü, bir yanda birikimin rengi yani iktidar gücünden faydalanan çevreler değişti ama halkın geneli için yoksulluk katlanarak arttı. Ama yine de AKP oyunu artırarak iktidarını üç dönem güçlendirdi. Bu başarının ardında yatan temel etken, AKP’nin siyasi bir örgüt olmaktan ziyade ticari bir örgüt olarak yapılanmasıdır. Öyle ki, mahalle bakkalından, müteahhide, sanayiciden, bürokratına hemen herkesin ‘başarısı’ iktidar olan ile kurduğu yatay ilişkinin gücüne bağlandı. Bu çarka girmeyenler veya girmek isteyip de giremeyenler ise sistemin dışına atıldı.
Bu yeni birikim rejimi uygulanırken kaynak olarak bir kısım körfez sermayesi (yıllar içerisinde ödemeler bilançosundaki Net Hata ve Noksan Hesabı incelenebilir) ve özelleştirme adı altında mülk satışları kullanıldı. Şimdi bu kaynakların da sonuna gelinmiştir. Kentsel Dönüşüm ve benzeri birkaç rant aracı dışında ekonomik yapının sürdürülebilirliği çok güçtür. Ekonominin iflası ise bugün için katı hale gelen birçok şeyin hızla buharlaşmasına yol açar.
İşte tam da bu noktada, iktidar politika değişikliğine gitmektedir. Yeni politika vicdanları parçalama politikasıdır. Kürtaj konusundaki çıkışlar, Uludere konusundaki ‘şaşırtan’ yorumlar, şirketin kârı azalır gerekçesiyle Havayolu çalışanlarına grev hakkının yasaklanması, orman arazilerinin satışa çıkarılması, toplumun her kesimine hakaretler yağdırılması…
Tüm bunlar, toplum tarafından kabullenildiğinde AKP için artık yeni bir yükseliş dönemi de ufukta gözükmektedir. Bu yükselişi olanaklı kılacak şey, vicdanı parçalanan toplumun vicdansızlaşması olacaktır. Bugün, ‘takla atan’ medyada kimi ‘çatlak’ seslerin hala çıkıyor olmasını da vicdansızlaşma öncesi küçük direnişler olarak okumak gerekir. Çünkü pireye kızıp yorgan yakmak onların harcı değildir. Sadece göbeklerinden değil boyunlarından da bu birikim sistemine bağlıdırlar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 05/06/2012 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: