Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Herkes Kendi Derdiyle


Garip günlerden geçiyoruz. Evet içinden geçtiğimiz günler garip ama daha garip olan bu gariplikleri görmeyip yapay veya doğal gündemlerimizle oynuyoruz.
***
Dünya İran ile ABD-İngiltere ittifakı arasındaki olası savaşı konuşuyor. İran Avrupa’ya petrol akışını durdurdu ve biryandan da tüm tehditlere rağmen Akdeniz’e gemi indirdi. İran mevcut tutumuyla gözünü budaktan sakınmadığını gösteriyor. Bir iki defa Kürecikte konuşlandırılan füze kalkanlarıyla ilgili Türkiye’yi de tehdit etti ama Türkiye’den “onlar sizin için değil yanlış anlamışsınız dostlarımız” açıklaması dışında ciddi bir yanıt alamadıklarından olsa gerek tehdit etmekten bile vazgeçtiler. İçerideki tüm toz duman arasında füze kalkanı oldubittiye getiriliyor. Ancak, geçen hafta NATO Genel Sekreteri Rasmussen, füze kalkanının Türkiye’ye konuşlandırılmasını Ankara’nın istediğini ifade etti. Bu açıklamaya da bir yalanlama gelmedi. Bir yandan da Rasmussen sayesinde İzmir’in NATO kara harekât üssüne dönüşeceğini de öğrenmiş olduk; eksik olmasın!
***
Geçtiğimiz ay IMF’in 4. Madde kapsamında Türkiye ekonomisi ile ilgili yaklaşan dibe vuruşu gerekçeleriyle anlatan raporu açıklanmıştı. Gazete köşelerinde birkaç kişi tartıştı ancak, anlaşılan meseleyi ciddiye alan bir “yetkili” henüz çıkmadı. Bir tek Bakan Mehmet Şimşek “2012’de dengeli büyüyeceğiz” dedi birkaç gün önce. O zaman geçen yıllar dengesiz mi büyüdük? Evet öyle. Fakat, geçtiğimiz bir iki yılda bu içeriye “şampiyon Türkiye” olarak yediriliyordu. Öyleyse küme düşüyoruz kemerleri sıkın!
***
Yunanistan yakın tarih açısından Türkiye’ye hemen her anlamda çok benzer bir ülke. İki ülke de soğuk savaş döneminde kapitalizme koşulsuz eklemlenme konusunda birbiriyle yarışmış ve tüm uluslararası düzenleyici kurumlara (Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü) acilen üye olmuş, tüm taahhütlere en önce imza atmıştır. 70’lerde startı verilen neo-liberal politikaların ve seksenlerde ilkelere dönüştürülen Washington Konsensusu’nun da kararlı uygulayıcıları olmuştur iki ülke. Bu kararların gerektirdiği; devletin ekonomi içinde küçültülmesi, özelleştirmelerin hızlandırılması, finansal liberalizasyon, tahkime olanak sağlayacak yasal düzenlemeler, yabancı sermayenin teşviki ve kărlılığının tesisi gibi tüm deregülasyon uygulamalarına hevesle imza atmışlardır. Türkiye adım atar atmaz tarihinin en önemli krizlerinden biriyle; 1994 kriziyle sarsılmıştır. Ardından 1999, 2000 ve 2001 krizleri patlamış, 2008 Dünya Ekonomik Krizi sonrasında ise dünyanın yeni risk alanlarının başına geçen sayılı ülkelerden (EAGLE ülkeleri) biri oluvermiştir. Yunanistan ise Türkiye’ye göre biraz daha temkinli ilerlemiş ve fakat yolsuzluklarla ve şikeyle (kredi derecelendirme kuruluşlarına parayla not verdirilmesi gibi) büyüttüğü kredi balonunun patlamasıyla gerçek değerini bile yitirecek bir ekonomik sarsıntının içine girmiştir.
***
Sadece Suriye değil, İran, Yunanistan, Rusya, Çin’deki gelişmeler Türkiye’nin yakın dönem siyasi ve ekonomik durumunu belirleyecek özelliklere sahip. Ama öyle bir akıl tutulması var ki, somut durumun somut tahlili yerine somut durumun soyut resmi çiziliyor ülkede.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 21/02/2012 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: