Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Yaşıyor hâlâ!


İnsan Hakları Haftasındayız. Çok uzağa gitmeye gerek yok; Türkiye için son 30 yılın bir dökümünü yapsak, “insan hakları” meselesinin sadece bir sözden ibaret olduğunu görürüz. İdamlar, katliamlar, gözaltında kayıplar, köy boşaltmalar, sansür, tehdit ve bilumum şer. “İnsan Hakları” kavramı öz itibariyle her insanın doğumundan itibaren sahip olduğuna inanılan temel hakları işaret etmek için kullanılıyor. Temel referans metni de “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”. Elbette bu konuyu verili üretim ilişkileri (kapitalizm) çerçevesinde anlamlandırmaya kalktığımızda ucube bir durum ortaya çıkıyor. Örneğin, “çalışma hakkı” denen mevhum her ne kadar bir “hak” gibi gözükse de esas olarak “çalışma ödevi” üzerinden ortaya çıkıyor. Gerçek bir haktan bahsediyorsak “çalışma hakkı” yerine “tembellik hakkı”nın kabul görmesi gerekir. Ama kapitalist üretim ilişkileri, insanı hayatta kalabilmek için emek-gücünü satmaya zorladığı için “çalışma hakkı” en azından insanca koşullarda çalışmak olarak yorumlanıyor. “Çalışmama hakkı” ise başka bir toplumsal yapının oluşacağı günlere kalan bir düş halini alıyor.
“Beslenme hakkı” özellikle Afrika’da açlıktan ölen çocuk insanlar için kullanılıyor. Konu bu boyutuyla düşünüldükçe, Afrika’nın insanlarının beslenmesinden öte bir şey de yapılmıyor. Ölmesinler diye beslenen(!) Afrikalıların doğal kaynaklarına el koyan geçmişin koloniyal ve bugünün emperyalist devletlerinin aklına el koyduklarını geri vermek gelmiyor!
Neticede sistemden bağımsız olarak “insan hakları”nı dillendirmek sözüm ona “ehlileştirilmiş kapitalizm” yaratmaktan ve milyarlarca aç ve yoksulu bir yanından sisteme bağlamaktan öteye geçmez.
Ama bizim köye o da uğramıyor!
Erdal Eren 30 yıl önce bugün idama yürürken 17 yaşındaydı. Dönemin cuntacı başı Kenan Evren “Asmayalım da besleyelim mi?” sözünü onun için söylemişti. Haklıydı! Erdal beslenerek sisteme bağlanacak gibi değildi! İşte orada, cunta rejimi sayesinde; neo-liberal büyük dönüşümün kapitalist devletleri nasıl azgınlaştırabileceğinin erken örneğini de görmüş olduk. Aslında çok benzer koşullar ve sonuçlara sahip olmak ile birlikte daha erken bir örnek Şili’de, 11 Eylül 1973’te Pinochet’in yönettiği darbe sürecinde yaşanmıştı. Yüz binlerce muhalif öldürülmüş ya da işkenceden geçirilmiş ve ülkenin tüm kaynakları uluslararası tekellere peşkeş çekilmişti.
“Ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. Meseleler, Şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir” diyordu ABD Başkanının ulusal güvenlik danışmanı ve daha sonra Dışişleri Bakanı Henry Kissenger.
Ve yedi yıl sonra “Bizim çocuklar işi bitirdi” yazan mesaj da darbe sırasında dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’a muştulanmıştı Türkiye’den!
Bir kopya rejim olarak, dünyanın birçok yerinde kapitalizme eklemlenen ülkelerde benzeri durumlar yaşandı. Yeni Dünya Düzeni’nin inşasında “çakıl taşları” temizleniyordu. Devlet baskıcı yüzünü özellikle sisteme muhalif olanlara karşı gösteriyor, toplumu apolitikleştirmek için kültür emperyalizminin araçlarını kullanıyor, mafya örgütleri ile kol kola girip, sermaye birikimi üzerinde kontrol gücünü kullanıyordu. Tüm bunlar yapılırken siyasal anlamda da “birleştirici unsur”lar tespit ediliyordu. Türkiye’ye düşen birleştirici unsur “Tük-İslâm” sentezi olmuştur. Elbette Türk-İslâm sentezinin kökeni Meşrutiyet döneminin de öncesine kadar götürülebilir ancak, esas olarak Cumhuriyetin ilanından sonra resmi ideoloji halini almıştır. 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte sistemin temel ideolojisi olarak kullanılmıştır.
Geçen otuz yıla baktığımızda –daha önce de konuşmuştuk- Türk-İslâm sentezinden geldiğimiz nokta İslâm-Türk sentezi olmuştur. Hem sermaye yapısı buna göre şekillendirilmiş hem de toplumsal yaşamdaki tüm üst ve alt yapı kurumları bu şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Görüntüdeki değişiklikler yaşanan gerçekleri ve acıyı değiştirmiyor.
Belki Erdal hep 17 yaşında kaldı, belki Erdal’ın karşı çıktığı kötülükler de aynı kaldı ama daha önemlisi ve umut verici olanı şu ki; Erdal’ın yaşama ve topluma dair düşlerini paylaşan binlerce Erdal yaşıyor hâlâ!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 13/12/2011 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: