Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

İşçi Olmak İle İşçileşmek


Kapitalist üretim ilişkilerinin bugün geldiği nokta, sömürünün sınırlarını zorluyor. Akla hayale gelmeyen yöntemler; güvencesiz çalıştırma, uzun çalışma süreleri, sürekli baskılanan ücretler, sendikal hakların hem resmi hem fiilen baskılanması vesaire vesaire. Sömürü biçimlerindeki çeşitlenme ve şiddetindeki artış, kapitalist iş süreçlerini giderek acımasız hale getirirken, ona dâhil olmak durumunda kalan milyarlarca insanı da proleterleştiriyor yani işçileştiriyor.
İşçileşme süreci hali hazırda bir ücret karşılığı emek-gücünü satarak hayatta kalmaya çalışanlar için daha ağır çalışma koşulları ve güvencesizlik anlamına gelirken; düne kadar yaptığı iş üzerinden değil de mesleği üzerinden kazanç sağlayabilen bazı meslek grupları için görece korunaklı alanların hızla ortadan kaybolması olarak karşımıza çıkıyor. Bu durumu en yakıcı biçimde yaşayan meslek grubunun başında mühendisler geliyor.
Pre-kapitalist dönemle birlikte toplumsal emeğin üretim bilgisinin makinalara taşınarak kapitalistler tarafından içerilmesi/çalınması, o güne kadar sadece sattığı emek-zamanı üzerinden değil; birikimli varlığı (deneyim ve nitelik) ile de gelir elde eden emekçileri işçileştirmiştir.
İşçi (Labour) kavramı kapitalist üretim ilişkilerine içkin bir durumdur. Çalışan (Worker) ise daha geniş bir durumu anlatır. Kapitalist üretim süreci içerisinde sermaye için üretken emek konumunda yer alanlar: yani, ücret gelirlerini yarattıkları artı-değerin bir kısmı olarak elde edenler işçileri oluşturmaktadır. Örneğin, bir fabrikanın temizliğinde çalışan ve yaptığı iş ile üretim kapitalist üretim sürecine katkıda bulunarak artı-değer yaratan ve ücretini de el konulan artı-değerinin bir parçası olarak alan kişi işçidir. Ancak, aynı temizlik işini söz konusu fabrikanın sahibinin evinde gerçekleştiren ve gelirini söz konusu patronun gelirinden alan kişi işçi değildir: emekçidir. Evet, üretken emektir. Yaptığı ekonomik anlamda bir iştir. Hizmet emeği niteliği gösterir. Ama işçi değildir. Yaptığı iş ile işçi olması arasındaki ilişki artı-değer üretimi ile ilgilidir.
İşçileşme (proleterleşme) ise çok daha geniş bir kavramdır. Bugün hemen tüm alanlarda hızlı bir proleterleşme süreci yaşanmaktadır. Yukarıda da belirttiğim gibi, iş güvencesi ortadan kalkmakta, kayıtdışı çalışma biçimleri yaygınlaşmakta ve genel anlamda bir değersizleşme süreci yaşanmaktadır. Bu konuda da ilk sırayı görünmeyen emek olarak karşımıza çıkan bakım emeği ve/veya ev eksenli çalışma grubuna dâhil olanlar oluşturmaktadır.
Görünmeyen emeği görünür kılma çabası oldukça önemlidir. Ancak bu görünürlük üzerinden asgari düzeyde de olsa temel çalışma hakları sağlanabilir. Örneğin, fabrikada çalışan bir erkek işçinin eşi evde yemek ve temizlik yaparak söz konusu işçinin bakım emeğini gerçekleştirir ve bu oldukça önemli bir faaliyettir. Ya da aynı kadın evlere temizliğe gider ve gündelik hayattaki sömürü düzeyi artar. Karşılığında hak ettiğinin çok altında gelir elde eder. Ancak, ne istatistiklerde kendine yer bulur ne sigortası vardır ne de diğer sosyal hakları. Özellikle 1994, 2001 ve 2008 krizleri ile zorunlu göç uygulamaları Türkiye’de görünmeyen kadın emeğini şiddetli biçimde artırmıştır.
Çok ağır şartlarda ve çok düşük kazançlarla çalışmak söz konusu emekçileri işçileştirir ama onları işçi yapmaz. Eğer onları işçi diye kabul edersek, bugün sınıf sendikacılığını “klasik” olarak yaftalayıp 90’larda “herkes çalışandır” deyip şimdi “herkes işçidir” diyenlerden farkımız kalmaz. Bu kolaycılık işçi sendikalarına anlamsız bir misyon biçerken hareketin temel olanaklarını görünmez kılar.
Bu kadar önemli mi işçileşmek ile işçi olmak arasındaki fark? Evet önemli.
Eğer, iş güvencesinden yoksun ve görünmeyen emek konumundaki bir emekçiyle fabrikada artı-değer üretim sürecine dâhil bir işçiyi aynılaştırırsak hemen şu soru gelebilir akla: o fabrikada daha yüksek ücretle ve görece daha fazla haklarla çalışıyorken neden sendikalar onun hakkını savunuyor da güvencesiz çalışanları savunmuyor? Bu soru kapitalizmin tarihi boyunca sorulmuş ve cevaplanmış bir sorudur: Evet, işçi sendikaları mevcut işçilerin haklarını savunmalı ki, dışarıda kalanlar için de en kötü ihtimalle bu haklar savunulabilsin. Öyleyse, ev eksenli çalışanlar, diğer görünmeyen emek türleri hızla işçileşmektedir ama işçi olmamaktadır. Onların görünür olmak ve sosyo-ekonomik haklarına kavuşmak için mücadelesi yarının işsiz kalacakları için de tüm “korunaklı” meslek grupları için de hareket noktası olmalıdır. Yani, bugünün en korunaksızlarıyla birlikte mücadele etmeden kimse “korunaklı” kalamaz!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 06/12/2011 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: