Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Aşırı Birikim


Geçtiğimiz hafta içerisinde hükümetin ekonomi kurmayları Başbakan başkanlığında toplanarak krize karşı uygulanacak istikrar önlemlerini açıkladılar. Açıklanan önlemler, -hükümetin hâlihazırda uygulamakta olduğu ekonomi politikalarıyla uyumlu bir biçimde- sermaye birikimine güç katacak adımlarda ısrar edeceğini gösteriyor. Bu politikalar, Türkiye ve dünyanın geri kalan tüm kapitalist ülkelerinde sürekli bir kriz halini yaratan aşırı birikim rejiminin ekonomide tıkanma yarattıkça yeniden ve yeniden desteklendiğini gösteriyor. Bu durum ondan kurtulmak için bile yine kendisine muhtaç olunan bir tür madde bağımlılığına benzetilebilir artık.
Değil mi ki, Altın Çağı bitip de 60’ların sonundan itibaren kapitalist kar hırsının dizginlenememesi nedeniyle sektörler ortalamasında kar oranlarında düşme eğiliminin ortaya çıkması ve ardından uygulanan arz yönlü politikalarla yeniden aşırı üretimin teşvik edilmesi ve bir yandan da teknolojik yeniliğin fütursuz biçimde üretim alanına monte edilmesiyle çalışanların düşük ücret gelirine mahkum edilmesi ve işsizler ordusu yaratılması ama öte yandan bu yeni işsizler ordusu ve reel geliri düşen kitlelerin giderek artan miktardaki yeni malları satın alamaması bir tür “eksik tüketim krizi”nin baş gösterdiği gibi yorumlanmış ve bu inanış revizyonist solda da kendisine teorik yandaşlar bulmuştur.
Krizin “eksik tüketim” yorumu, kapitalist ülke devletlerini Fordist dönemdeki gibi transfer harcamaları ve göreli yüksek ücretler aracılığıyla talebi artırmak yerine “arz yönlü politikalar” aracılığıyla “üreten daha çok üretsin ki o zaman daha fazla insan çalıştırır ve hanehalkı geliri artar onlarda üretilen yeni malları satın alır” gibi ifade edilebilecek Klasik Ekonomi Politikçi John Baptise Say’ın şimdi yaşasa muhtemelen revize edeceği görüşüne götürür.
Türkiye’de arz yönlü politikaların miladı 24 Ocak 2980 kararları sayılır. Bu kararlarla birlikte arzı ve dolayısıyla sermaye birikimini artırmanın yegane yolunun işçi ve emekçilerin satın alma gücünü (reel gelir) eritmekten geçtiği konusunda irade beyan edilmiş ve 80’li yıllar hem düşük ücret artışları hem de yüksek enflasyon oranları ile ücret gelirlerinin eridiği yıllar olmuştur.
80’lerin sonuna gelindiğinde sermaye içi çatışmanın yoğunlaştığı ve karların yeniden tıkanma yoluna girdiği görülmüştür.
90’lardan günümüze geçen sürede sadece reel ücretleri düşürüp karları artırmanın mümkün olmadığı kavranmış(!) dolayısıyla “yapısal” dönüşüme gidilmiştir. Bu dönüşüm içerisinde, özel kesim sermayeye rakip olabilecek nitelikteki KİT’lerin öncelikle rekabet üstünlükleri ortadan kaldırılarak faaliyet zararlarına göz yumulmuş ardından da teker teker ya kapatılmış ya satılmıştır. Dönüşümün diğer bir ayağında ise çalışma yaşamını ilgilendiren mevzuat defalarca değiştirilerek “yatırım iklimi” sağlanmış, iş güvencesi ve sosyal haklar tırpanlanmıştır.
2002 yılından bu yana iktidarda olan AKP hükümetleri 80’lerde başlayan süreci kesintisiz biçimde ve hatta çok daha cesurca(!) sürdürmüş ve neticede “ekonomi” başlığında uygulanan politikaların tamamı aşırı birikim rejiminin uzun dönemli ihtiyaçlarına karşılık gelecek şekilde düzenlenmiştir (özelleştirmeler, KİT’lerin tasfiyesi, iş güvencesinin daraltılması, sosyal hakların tırpanlanması, yerel yönetimler yasasındaki değişikliklerle kamusal hizmetlerin piyasalaştırılması, bölgesel düşük asgari ücret girişimi, kıdem tazminatının yok edilmesi girişimi gibi).
Hükümetin geçtiğimiz hafta açıkladığı önlemlerden;
– Yatırım ortamının iyileştirilmesi uygulamalarına devam edilecek,
– İstihdam artırıcı politikalar sürdürülecek,
– Özelleştirme Programı kararlılıkla uygulanacak,
– Ar-Ge’nin geliştirilmesine yönelik programlar etkin bir biçimde uygulanacak
maddeleri aşırı birikim için bir yandan yatırım teşviklerinin (vergi indirimi-istisnası gibi) artırılarak sürdürüleceği öte yandan özel kesim sermayeye rakip olabilecek Kamu İşletmelerinin özelleştirilmesine devam edileceği, İstihdam yükünün azaltılacağı (reel ücretlerin baskılanması, bölgesel asgari ücret uygulaması, kıdem tazminatının yok edilmesi gibi) ve verimliliğe dayalı büyüme stratejisinin (Ar-Ge politikalarıyla emek-gücünün değersizleştirilmesi) sürdürüleceğini anlıyoruz.
Aşırı birikim için atılan bu adımlar bu krizin bir kısım sermaye grupları için fırsata dönüşmesine yol açarken küçük sermayenin daha da küçülmesi ve geniş halk kesimlerinin daha da yoksullaşmasına yol açacaktır. İşte bir sonraki aşırı birikim krizinin temellerini de bu politikalar oluşturmuş olacak!
***
İçinde bulunduğum yoğun akademik süreç nedeniyle ve anlayışınıza sığınarak yazılarıma yaklaşık iki ay ara vermek durumundayım. Ekim başında tekrar görüşmek üzere.. Hoşçakalın!
Evrensel, Ekonomik Perspektif, 16 Ağustos 2011

Reklamlar

One comment on “Aşırı Birikim

  1. Cemile Varol
    17/08/2011

    Sinan Bey merhaba anlaşılan bir süre yazılarınızdan mahrum kalacağız…Ekonomiye ve hükümetin aldığı kararları bu kadar anlaşılır bir dille aktardığınız için teşekkür ediyorum. Benim anlamadığım ekonomiden sorumlu bu kadar bakan varken neden ilk çıkışı Başbakan yardımcılarından birinin yaptığıydı? Bir de Başbakan’ın aklınızda bir ev ve araba varsa önce ev alın demesini sizce kaç kişi kriz sinyali olarak algılamış olabilir?

    Görüşmek dileğiyle
    İyi tatiller

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 16/08/2011 by in Köşe Yazıları and tagged .
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: