Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Açık Ekonomi!


24 Ocak 1980 Kararları ile serbest piyasacı “açık ekonomi”ye geçiş kararı alan ve bununla da yetinmeyip 1989 yılında 32 sayılı kararla finansal liberalizasyona geçiş yapan Türkiye, ekonomik gelişme ve kalkınmada yeterince açılamasa da cari açıkta gerçekten takdir edilecek(!) seviyelere ulaşmıştır. TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) tarafından dün açıklanan verilerine göre Şubat ayında cari işlemler hesabı 6,1 milyar dolar açık verdi. Bir yıl önceki (2010) Şubat ayında cari işlemler hesabı açığı 2 milyar 703 milyon dolardı. Yıllık bazda (Şubattan Şubata) cari açık yüzde 126,7 oranında arttı. Dış ticaret açığının 2010 yılının Şubat ayına göre yüzde 151.4 oranında artarak 5 milyar 937 milyon dolara ulaşması, cari işlemler açığının artışındaki en büyük sebep oldu.
***
Geçtiğimiz haftalar hükümet ve ana muhalefet 2023 hedefleri açıklamaya başladığında verilerin kötü geleceği anlaşılmıştı! İktisatta uzun dönem tahmin güncel sorunları görmemizi engeller. 2023 tahminleri de bu amaçla gündemde: Bugünü unut yarında umut var! Keynes’in dediği gibi “nasıl olsa uzun dönemde hepimiz ölmüş olacağız”.
***
Bir ülkenin ödemeler dengesinin cari denge hesabı, iç tasarruflar ile yatırımlar arasındaki farka eşittir. Cari açık varsa, iç tasarruflar yatırımları karşılamaya yetmiyordur. Ödemeler dengesi ise; ihracat, ithalat, sermaye hareketleri, finansman gibi gelir ve gider kalemlerini barındıran milli hesabın ihracat ve ithalat arasındaki farktan doğan açığı/fazlayı anlatır. Yani en fazla gelir kadar, satılan mal kadar alım yapıldığında açık verilmez. Oysa Türkiye, sattığı maldan fazlasını alıyor ve borcu var. Bu durum cari açığın yıldan yıla giderek artmasına sebep oluyor.
***
Peki açık varsa ne olur?
Cari açık gerçekleştiğinde “napalım bu yıl da böyle olsun” deme şansı yoktur ülkelerin. Cari İşlemler Hesabında ortaya çıkan açık kadar Sermaye Hesabında fazla yaratmak durumundadır ülke. Yani döviz açığı kadar ülkeye döviz girmek zorundadır. Bu giriş birkaç türlü olabilir; yabancı doğrudan yatırımlar, para piyasalarına kısa vadeli girişler (sıcak para), varlık satışları ve dış borç.
***
Doğrudan yabancı yatırımların çekilmesi için finansal serbestleşmeyi uygulayan ülkeler çok uluslu şirketlere birçok imtiyaz sağlamak zorundadır. Bu imtiyazlar ülkenin doğal kaynaklarının talanına izin vermeyi de gerektirir. Kısa vadeli sermaye girişi (sıcak para girişi) için ise ülke faiz oranlarının yurt dışı faiz oranlarına göre artış göstermesi gerekir ki böylece kısa vadeli olarak ülkeye giren finans-kapitale para kazanıp çıkma güvencesi verilmiş olur. Bunların yeterince başarılamadığı durumda ise varlık satışı ve özel imtiyaz anlaşmalarıyla kamu ait olan işletmeler, araziler dolar sahibi yabancılara veya bıyıklı yabancılara (vergi ödememek için yabancı aracı kurumlarla Türkiye’de yatırımda bulunan TC vatandaşları) peşkeş çekilir.
***
Sonuç olarak cari açık sınıfsal bir konudur. Dışalım/Dışsatım yoluyla servet artıranların yarattığı açığı başta işçi sınıfı olmak üzere vergi mükellefleri ve çocuklarımız geleceklerinden finanse eder. Bu durum da, ekonomik göstergelerin ekonomistlerin ilgi alanına bırakılamayacak kadar önemli olduğunu gösterir!
Evrensel, Ekonomik Perspektif, 12 Nisan 2011

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 12/04/2011 by in Köşe Yazıları and tagged .
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: