Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

TÜSİAD Aklı


Son dönemde sağlı sollu her kesimden ziyaretler oluyor TÜSİAD’a. Onlar da akılları yettiğince (!) yorum yapıyorlar; Kürt sorunundan sanata, türban meselesinden eğitim sistemine kadar.
Herkes için olumlu bir meziyet değildir aslında soru sorulunca cevap vermek. Bu konuda K. Kılıçdaroğlu öğretici olmuştur:
“Efendim, türban sorunuyla ilgili ne söylersiniz?”
“Eeee, türban sorununu biz çözeceğiz” sonra günler geçer türban sadece başlara değil CHP’nin ayağına da bağlanır kalır.
Ama TÜSİAD o kadar acemi değil ve neyi nerede ne için söylediğini gayet iyi biliyor. Hatta o kadar iyi biliyor ki ortalama bir yurttaşa çoktan seçmeli bir soru sorup; “Demokratikleşmeden, kültürel gelişimden, gelir adaletinden yana olan kurum aşağıdakilerden hangisidir?” derseniz ve seçenek olarak da şunları sunarsanız:
a) TÜRK-İş yönetimi
b) Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı
c) Kültür Bakanlığı
d) TÜSİAD
cevap büyük çoğunlukla D olacaktır. Fakat bu cevap sermayenin kasasını dolduracaktır.
Nasıl mı? İşte son örnek:
TÜSİAD yuvarlak masa toplantısı düzenledi ve toplantıya davetli olan A. Babacan’da katıldı. Ü. Boyner sanayileşme, istihdam, büyüme kavramlarını art arda sıralarken oldukça geniş bir kitle muhtemelen “bak yine bizi düşünüyorlar” demiştir. Ama Ü. Boyner’in konuşmasına bütünlüklü baktığımızda büyük sermayenin küçük sermayeyi tasfiyeye yöneldiğini, kuşa dönen sosyal harcamaların devlet tarafından kaldırılması için girişimde bulunduğu ve emek üzerinde yeni tahakküm araçlarının uygulanması için hazırlık içinde olduğunu okuyabiliriz.
Ü. Boyner, konuşmasında; “Dünyada son yaşanan ekonomik krizden sonra sıcak para akışlarının riskleri ve cari açığı büyüten büyüme modellerinin sürdürülebilirliğinin tartışıldığı bir ortamda, arz yönlü politikalara eğilmenin artık bir yükümlülük halini aldığını söylemek de çok yanlış olmaz” demektedir. Cümlenin başı hemen her yurttaşın “aaa doğru söylüyor” diyeceği cinsten, yani cari açığa karşılar ve sıcak paranın riskli olduğunu ifade ediyorlar! Ama uzağa gitmeden aynı cümlenin sonuna bakarsak “arz yanlı politiklar”a yönelmekten bahsediyor Ü. Boyner. Arz yönlü politikalar üretken sermayenin devlet tarafından teşvik edildiği ve kaynak transferinin toplumun geniş kesimlerinden sermayeye doğru düzenlendiği ekonomik sistemdir. Aslında 80 sonrası uygulanan neo-liberal saldırganlığın da temelini oluşturmaktadır arz yönlü politikalar. Yani söylenen klasik liberallerin ifadesiyle “bırakınız yapsınlar”ın ötesinde; arz yönlü iktisat yaklaşımı sermaye için “siz yapın” demektedir devlete. Ne demek peki siz yapın? Efendim, devletin denetiminde olan halka ait araziler, doğal kaynaklar, imtiyaz anlaşmaları yani ne varsa sermayenin hizmetine sokulmalıdır! İşte ifadenin açık hali budur.
Konuşmasının devamında Ü. Boyner mevcut kalkınma planıyla sanayi planını birbirine katarak neredeyse firma bazlı teşvik talep etmektedir. Ü. Boyner’in ifadesiyle: “Türkiye özeline baktığımız zaman da, yapılan çalışmalarda daha ziyade Devlet Planlama Teşkilatı’nın hazırladığı ve 7 yıllık vadeleri olan planlar öne çıkmakta…Türkiye gibi iç dinamiklerin çok hızla değişebildiği ülkeler için kalkınma planları çok uzun bir döneme işaret etmekte. Sürekli değişen iç ve dış etmenler nedeniyle daha birinci yıldan itibaren söz konusu planlarda kullanılan varsayımlar geçerliliğini yitirmekte ve dolayısıyla da yeni öngörülerin oluşturulması kaçınılmaz hale gelmekte. Orta ve uzun dönemli planlar belli aralıklarla kaydırılarak revize edilebilir…”. Hiç şüphe yok ki sayın Ü. Boyner plan-program ayırımını ve Türkiye’de bunların nasıl işlediğini oldukça iyi biliyordur. Dolayısıyla 7 yıllık kalkınma planıyla- sanayileşme planını birbirine katmanın da teknik olarak nasıl bir vahamete işaret ettiğini de bilir. Bilmeyen için söyleyelim: kalkınma planında sadece ekonomik hedefler (büyüme, sektörel gelişim, istihdam) olmaz aynı zaman da kalkınmaya dair (bebek ölüm oranlarının azalması, okur-yazar oranında artış, gelir dağılımının adaletli hale gelmesi gibi) konular da yer olır. Sanayileşme planı ise (biz de sadece 1933’den II. Dünya Savaşına kadar uygulandı) spesifik olarak hangi sanayi kollarına yatırım yapılacağının tespitine dayalıdır. Devlet sanayi planında kendi kullanımına sunulan mülk ve üretim faktörlerinin kullanımını planlar. Bunların dışında 7 yıllık olmayan “yıllık programlar” vardır. Bu programlar Ü. Boyner’in talebine karşılık gelebilir belki. Fakat yine görüntüyle gerçek birbirine giriyor. İstenen planmış, pilavmış falan değil! İstenen -söylediğimiz gibi- tüm kaynakların sermayeye aktarımıdır. TÜSİAD aklı budur!
Evrensel, Ekonomik Perspektif – 9 Kasım 2010

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 09/11/2010 by in Köşe Yazıları and tagged .
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: