Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

2010 1 Mayıs’ının düşündürdükleri


1 Mayıs’ın yıllardan sonra tekrar Taksim’de kutlanışı neresinden bakarsanız bakın çok önemli bir adım oldu. Bu süreçte özellikle DİSK’in ve KESK’in kararlı tutumunu göz ardı etmemek gerekiyor. Kitleselliği, coşkusu ve değişik kesimlerden farklı taleplerin dillendirilmesi bu 1 Mayıs’ı geçmiştekilerden farklılaştırdı. Elbette polisin müdahale etmediği bir ortamda, yani insanlara dokunulmadığında kimsenin durduk yere cam-çerçeve indirmediğini görmekte anlayana çok şey ifade edecek cinsten idi.
Ancak, yine de garip bir şeyler vardı bu yılki 1 Mayıs’ta. Belki biraz şaşkınlık ama daha çokta organizasyon bozukluğu… Kitleler Taksim’e aktığında çok coşkulu bir karşılama beklediler. Ama öyle olmadı. Sürekli “Hak-İş arabanı geri çek” diyen bir ses 1 Mayıs marşının en olmadık yerinde yankılanıyordu. Kürsüde aynı anda bazen 3 bazen 4 kişi konuşurken kitlenin neye konsantre olacağı da belli değildi. Ne doğru dürüst 77’de katledilenler anılabildi ne de doğru dürüst sloganlar atılabildi. Garipti. Gariplik kürsü işgaliyle devam etti. Geçtiğimiz günlerde bir gazetede Uzay Bilimleri Anabilim Dalı Öğretim Üyesine sorulan bir soru ve cevabı dikkatimi çekmişti:
soru- “Uzaylılar gelince bize saldırırlar mı?”
cevap- “Uzaylılar gerçekten varsa muhtemelen gelişmiş canlılardır ve bu sebeple saldırmazlar”
Belki biraz coğrafyanın bin yıllardır geçiş yolu üzerinde olması belki azgelişmiş toplum özelliği bilmiyorum ama damacana ile duygusal yakınlaşmaya giren insanları da barındıran bir toplumda yaşıyoruz. Onun için insan şaşırmıyor ama garipsiyor gördüklerini.
Elbette kürsü işgaline kalkışan işçilerin canı yanıyor. Ayrıca işgalden hemen önce Mustafa Kumlu’nun öğretmen edasıyla sarf ettiği azarlama sözleri (dinlemeye geldiniz buraya niye konuşuyorsunuz) kürsü işgalinin nedenlerini (haklı veya değil) açıklıyor. Ama yine de insan içinden şunları geçiriyor:
Keşke, konfederasyonlar birbiriyle yarışacağına (ki bu yarış DİSK ve KESK’in araçları arasında Şişli’den Taksim’e gelirken de yaşandı) kürsünün gerçek sahibi olan işçilere, sınıftan yana kitle örgütlerine ve partilere de söz hakkı tanısaydı.
Keşke, sunucular bilmem hangi konfederasyonda etkili olanlar arasından değil de bu işi meslek olarak yapan ustalardan seçilseydi.
Keşke, Almanya’dan Güney Kore’ye yüzlerce yabancı temsilcinin konuşma alanı da olsaydı kürsü. Enternasyonal çalınsaydı hoparlörlerden.
Keşke, Hak-İş gibi düzen yanlısı konfederasyonlara “bi daha da gelmem 1 Mayıs’a” cümlesi kurdurulmasaydı.
Ama her şeye rağmen bu yıl 1 Mayıs 1 Mayıs’a yakındı. 1 Mayıs’ı 1 Mayıs’a yakınlaştıran Taksim kadar Didim’de, Batman’da, Van’da sonra mahallelerde, atölyelerde yapılan kutlamalardır. Öyleyse son keşke: Keşke, küçük burjuva hareketler tüm ülkedeki kitlelerini Taksim’e toplayıp gösteri(ş) yapacağına herkes kendi şehrinde, fabrikasında, mahallesinde kalsaydı. Belki o zaman 1 Mayıs tam 1 Mayıs olurdu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 04/05/2010 by in Köşe Yazıları.
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: