Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Büyümenin Anlamı


Türkiye’nin 2009 yılı büyüme (mevcut durumda küçülme) oranı TÜİK tarafından yüzde 4,7 olarak açıklandı. Elbette bu rakam tartışmalıdır. Tartışmanın iki yönü olabilir: İlki, TÜİK’in açıkladığı verilerin güvenirliği problemi, ikincisi ise 2009 boyunca azalan küçülme oranına karşılık işsizlik oranındaki düzenli artış. 2009 yılı birinci döneminde (üç aylık) daha önce yüzde 14,7 olarak açıklanan büyüme hızındaki daralma, yüzde 14,5, ikinci dönemdeki daralma yüzde 7,9 iken yüzde 7,7, üçüncü dönemdeki daralma yüzde 3,3 iken yüzde 2,9 olarak değiştirildi. Son çeyrekte ise yüzde 6 düzeyinde bir büyümenin gerçekleştiği iddia ediliyor. Bu dört çeyreğin ortalaması ise 4,7’lik küçülme (negatif büyüme) olarak karşımıza çıkıyor. Revize edilmemiş oranlar üzerinden bir hesapla küçülme, yaklaşık yüzde 5’tir. Bir an için açıklanan ve sonra tekrar revize edilen çeyrek dönem büyüme oranları ve yıllık bazda büyüme oranının gerçek olduğunu varsayalım. Şu soruyu sormak gerek: madem son çeyrekte yüzde 6 büyüdü ekonomi, nasıl oluyor da resmi işsizlik oranı yüzde 14’ü aşıyor? Bu sorunun kısa erimli yanıtı: kapasite kullanım oranındaki ve dolayısıyla verimlilikteki artışta saklı olacaktır. Ancak, yaşanan süreç kısa erimli yanıtlarla geçiştirilemeyecek boyutlarda önemli bir toplumsal dönüşüme işaret etmektedir. Bu dönüşüm üretim ilişkilerindeki topyekun bir farklılaşmayı; esnek ve düzensiz çalışma koşullarının kural haline geldiği, iş güvencesinin neredeyse tamamen ortadan kalktığı ve bunlar üzerinden de sendikal örgütlenme olanaklarının fiilen (elbette yasal düzenlemeleri de göz ardı etmemek koşuluyla) geriletildiği bir toplumsal biçimlenişi ortaya çıkarmaktadır.
Bugün açısından –gecikmişte olsa- üretim ilişkilerinde yaratılan kapitalist kaos ortamının doğru biçimde anlaşılması, tanımlanması ve bunun üzerinden yeni olanak ve zorlukların kavranması önemlidir. Bu kavrayışın daha fazla geciktiği durum, geniş halk kesimleri için mevcut olanın veri kabul edildiği ve toplumsal muhalefetin ilanihaye dipte kaldığı bir yıkım anlamına gelebilir.
Her ne kadar faklı işkollarında, farklı ülkelerde, farklı pozisyonlarda çalışan işçilerin, emekçilerin çıkarları zaman zaman birbiriyle çatışıyormuş gibi gözükse de mevcut durum, hızlı bir değersizleştirme ve proleterleştirme aşamasıyla beslenmektedir. Bunun anlamı, Marx’ın Manifesto’da belirttiği haliyle “katı olan her şeyin buharlaştığı” yani bugün açısından değişmez ve korunaklı gözüken pozisyonlarında yitebileceğidir. Ancak daha önemlisi katı iken buharlaşan şeylerin tekrar hangi formda katılaşacaklarıdır. Bu süreçte yeniden katılaşma halinin geri noktalarda gerçekleştiği kesindir. Bunu kötü olanda birlik olarak da isimlendirmek mümkündür.
Sonuç olarak, geniş halk kesimleri için son çeyrekte yüzde 6’lık büyüme rakamdan ibaret, sevinilecek ya da üzülecek bir durum değil, sonuçlarının ve olası kazanımların koşullarının tartışılacağı ve bunun üzerinden de verili üretim ilişkilerinin sorgulanacağı bir konuma dönüştükçe anlam kazanacaktır.
Evrensel, Ekonomik Perspektif, 3 Nisan 2010

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 03/04/2010 by in Köşe Yazıları and tagged .
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: