Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Krizde İlk Palazlanacak: Bankalar


Krizden en karlı çıkan sermaye gruplarının başını ticari bankalar çekiyor. Son bir yıl içinde karlarını artırdılar, sermayelerine sermaye kattılar. İlginç olan bu karı asli görevleri olan kredi satışı üzerinden değil Merkez Bankası (MB) ile “kısa paslar” yaparak elde etmeleridir. MB borçlanma faiz oranını sürekli indirirken ticari bankalar kredi faizlerini yüksek tutmaya devam etti ve ediyor. Bunun ilk sonucu, parayı ucuza alıp pahalıya satarak kar oranlarını artırmalarıdır. İkincisi ise APİ (Açık Piyasa İşlemleri) aracılığıyla devlet borçlanma senetlerini daha düşük maliyetle alabilmeleri ve böylelikle alacak değerlerini yükseltmeleridir.
MB, Perşembe gecesi borçlanma ve borç verme faizlerini bir kez daha düşürdü. Bu, bankaların mevcut yüksek kredi faizi uygulamasına devam etmeleri halinde daha fazla karlılığa ulaşacaklarını gösterir. MB aynı açıklamasında, zorunlu karşılık oranını yüzde 6’dan yüzde 5’e indirdiğini duyurdu. Yıllık 19 milyar TL olan bu kaynağın 3 milyar TL’si ticari bankaların kasasına girecek. Zorunlu karşılık oranı, ticari bankaların kredi güvenliğinin sağlanması amacıyla topladığı mevduatlardan ne kadarını MB kasasında rehin bırakacağını gösteren orandır. Bu oranın düşmesi demek, ticari bankaların elindeki nakdin artması anlamına gelir. Buradaki kritik soru, bu ek kaynağın daha ucuz ve yaygın kredi satışı olarak mı, yoksa devlet borçlanma senedi alarak mı değerlendirileceği. İlk yol, özel kesim üretken sermaye ve ticari sermaye için ucuz kredi ve dolayısıyla daha fazla sermaye yatırımı yoluyla sermayenin tabana yayılmasını kolaylaştıracakken; ikinci yol, bankalara kamu kaynaklarının transferi anlamına gelir. Bu transfer, toplumsal artığın bireysel sermayeler lehine kullanılmasıdır.
Oysa kapitalist ekonominin kendi krizi için çıkış yolu da bu değildir. Kapitalizmin kendi krizinden çıkışı ancak geniş halk kesimlerinin gelir ve tabii harcama güçlerinin artmasıyla olası hale gelir. Fazla değil 15 dakika zaman ayırıp 1929 Buhranı sonrası uygulanan önlemlere listeler halinde baksalar bile yeter. Ama sorun, “bilmek” sorunu değildir. Sorun bugün açısından daha az üretim ve harcama nedeniyle boşa çıkan paranın transferidir. Nedense(!) insanın aklına Şubat 2001 krizinin başlangıcı sayılan devalüasyon (yerli para biriminin değerinin iradi bir kararla yabancı para birimleri karşısında düşürülmesi) gerçekleştirilmeden hemen önce MB’ye yakın ticari bankalar ve belli çevrelerce satın alınan amerikan dolarları geliyor.
Evrensel-ekonomik Perspektif-17 Ekim 2009

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 18/10/2009 by in Köşe Yazıları and tagged .
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: