Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Üniversitelerini terk etmediler!


Üniversitelerin ve dolayısıyla bilimsel üretimin itici gücünü oluşturan asistanlar, son süreçte işten atmalarla karşı karşıya. Yüksek Öğretim Kanunu’na göre asistanlar iki tip kadro ile (33a ve 50d) ile çalışmaktalar. 33a kadrosu “fakülte kadrosu” olarak bilinmekte ve görece güvenceli kabul edilmektedir. 50d kadrosu ise “sözleşmeli çalışma” esasına dayanıp “enstitü kadrosu” olarak adlandırılmaktadır. 50d kadrosunun özelliği, enstitü ile bağlantısı kesilen yani hali hazırda devam ettiği lisansüstü eğitimini tamamlayan asistanların sözleşmelerinin sona eriyor olmasıdır. 50d kadrosu geçmişte pek fazla başvurulan bir madde değil iken, son 5-6 yıl içerisinde ülke genelinde üniversitelerde, neredeyse yeni sözleşmelerin tamamı bu maddeye göre yapıldı. Kısmi güvencesizlik yaratan bu durum, genellikle lisansüstü eğitiminin sonuna yaklaşan asistanın 33a kadrosuna geçirilerek hizmet akdinin ve dolayısıyla üniversite içerisindeki çalışmalarının devam etmesi ile aşılıyordu. Ancak, son süreçte YÖK, yayınladığı genelgelerle, 50d kadrolarının uzatılmasını ve 33a kadrosuna geçişi engelliyor. Bunun yanında, yükseköğretim kanununda gerçekleştirilen değişlikle, üniversitelere araştırma görevlisi (asistan) ve öğretim görevlisi alımı merkezileştirildi. Bu merkezileştirme çabası elbette üniversitelerdeki liyakat sistemini paramparça etmektedir. Üniversitede bilimsel üretim faaliyeti içerisinde yer almak isteyen akademisyen ile örneğin Şap Enstitüsü Kurumunda işe girecek memurun seçilme kriteri ortaklaştırılıyor. Hatta fazla iyimser oldu bu örnek. Durum tam olarak şöyle; Şap Enstitüsü Kurumunda işe başvuran aday, KPSS’nin ilgili puan türünden yeterli koşulu sağladıktan sonra belirleyici nitelikte mülakat sistemine tabi tutulmakta ancak, üniversiteye asistan veya öğretim görevlisi olarak başvuran aday ALES ve ÜDS puanlarını sağladıktan sonra sıralamadaki yerini muhtemelen hiç etkilemeyecek bir mülakata tabi tutulmaktadır. Bunun anlamı şudur; bu ülkede üniversiter özerklik sona ermiştir. Bu sonun yavaş yavaş ortaya çıkmasında “ama beni ilgilendirmez, benim akademik ünvanım başka” diyen gelmiş geçmiş tüm “sırça köşk akademisyenlerinin” unutulmaz katkıları olmuştur. Özellikle YÖK’ün kuruluşu ile beraber, birden değil ağır ağır, topluca değil parça parça işletilen bilimsel alanın sermaye hizmetine sunulma süreci, üniversite bileşenlerinin katı hiyerarşik ve korumacı yaklaşımlarının bir sonucu olarak başarıya ulaştı ve ulaşıyor.
İstanbul Üniversitesinde Perşembe günü ve gecesinden Cuma sabahına kadar devam eden “terk etmeme eylemi” üniversite bileşenlerinin bir arada durmaları ve ortak hareket etmelerinin temel sosyal, ekonomik hakların korunması ve dahası bilimsel özerkliğin sağlanmasının yegâne koşulu olduğunu gösterdi. Her ne kadar burjuva basını bu önemli bir arada duruş karşısında üç maymunu oynasa da 400’ü aşkın öğretim elemanının; hocasıyla, asistanıyla gerçekleştirdikleri eylem, ortak sorun ve ortak çözümü paylaştıklarını hatırlattı.
Bugünkü yakıcı sorun, 50d kadrosuyla çalışan ve lisansüstü eğitimlerini tamamladıkları için işten atılan veya atılmak üzere olan asistanlar ile ilgilidir. Ancak, esas sorun; bir bütün olarak üniversitelerin ve dolayısıyla bilim alanının ablukaya alınma çabasıdır.
Bir başka yakın tarihli örnekte, YÖK’ün 26 Şubat 2009 tarihinde Yürütme Kurulu kararı ile tıp fakültelerinde zorunlu rotasyon uygulamasına geçmesidir. “Seçmene selam” kapsamında açılan tabela üniversitelerinin ihtiyaçları gerekçe gösterilerek ve Yüksek Öğretim Kanununun 40. madde b bendi dayanak alınarak tıp fakülteleri öğretim üyeleri 2009-2010 akademik yılından itibaren birer yıl süreli rotasyona tabi tutulacak. Dayanak olarak alınan kanun maddesi şöyle: “40-b) Öğretim üyeleri, ihtiyacı olan üniversitenin isteği ve kendi arzusu üzerine ve ilgili kurullarının görüşü, rektörün önerisi ile Yükseköğretim Kurulu tarafından, istekte bulunan üniversitenin birimlerinde en az bir eğitim-öğretim yılı için görevlendirilebilirler”. Görüldüğü gibi bu kanun maddesi YÖK Yönetim Kuruluna “keyfe keder açılan üniversitelere keyfi olarak rotasyon yapın” demiyor. Ama, gerçeklik “dayatma” biçiminde işliyor. Dahası, muhtemelen “ben tıp alanında çalışmıyorum” diyen öğretim üyeleri de yakında kapsama alınacaktır.
Evrensel-Ekonomik Perspektif-7 Mart 2009

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 13/08/2009 by in Köşe Yazıları and tagged .
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: