Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Krizden Çıkış Adına Labirentte Dolaşmak


Geçtiğimiz Salı günü DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve Çiftçi-Sen “Krizden Çıkış İçin Sosyal Dayanışma ve Demokratikleşme Programı” başlıklı bir deklarasyon yayınladı. İktisatçı Mustafa Sönmez’e hazırlatılan program taslağı, Sönmez’in geçtiğimiz aylarda “Krize Karşı Sosyal Dayanışma Programı Önerisi”nin güncellenmiş hali. Sönmez’in bahsettiğim program önerisine yönelik eleştirilerimi daha önceki haftalarda yazmıştım. Fakat mevcut güncel program üzerinden birkaç noktaya değinmekte yarar var. Program içerisinde bir dizi talep sıralanıyor. Bunlardan benim dikkatimi çekenlerden bazılarını paylaşmak istiyorum.
“İç ve Dış borçlar yeniden yapılandırılmalıdır”. Yeniden yapılandırmanın koşulunun daha fazla faiz karşılığında borçların vadesinin uzatılması anlamına geldiğini biliyoruz. Borçların bileşimine baktığımızda esas olarak kamu kökenli ve bunun yanında özel kesim borçları var. Burada kastedilenin kamu kesimi borçları olduğunu varsayarsak, bu önerinin AKP’nin “borçları öteliyoruz” diyerek geleceğimizi ipotek altına alan borç yapılandırmasıyla örtüştüğünü görürüz. Öte yandan emek cephesi adına hazırlandığı iddia edilen bir programda neden kamu ve özel kesim sermayelerine çözümler üretilmeye çalışılıyor? Bu sorunun ısrarla sorulması lazım.
Bir başka talep şöyle: “Bölgelerin özelliklerine göre, sınır ticaretini, kültür turizmini, yerli kaynakları kullanan sanayileri teşvik politikaları geliştirilmelidir”. Bu talebin emekçilerin günlük acil talepleriyle ne ilgisi var? Yoksa, “benim sermayem palazlansın. Palazlansın ki ülkemin emekçilerine yeni sömürü alanları açsın”mı denilmek isteniyor? Daha dolaysız olarak, “istihdam garantisi” talep etmek için çekinilen ne var?
Diğer bir talep, “İhracatın bileşimi değiştirilerek, yüksek katma değerli ve ileri teknoloji ürünlerin ihracatını olanaklı kılacak planlama, organizasyon ve finansman sağlanmalıdır” biçiminde. Bu talepte de “kapitalist plancı” ve “kalkınmacı” yaklaşımın etkisini görüyoruz. Kapitalist üretim ilişkilerinin geçerli olduğu toplumlarda “yüksek katma değer” daha fazla artı-değer sömürüsü anlamına gelmektedir.
Hazırlanan programda sadece sermayenin krizden kurtuluşu için değil, bunun yanında emek adına(?) da talepler var. Bunlardan biri; “Emeğin dolaşımını engelleyen her türden anlaşma ve organizasyondan çıkılmalıdır” olarak ifade ediliyor. Neo-Liberal yaklaşımın baskın hale geldiği son çeyrek yüzyıl içerisinde, “başka yol kalmadı” diye düşünenler, “madem başka bir dünya mümkün değil ve sermaye serbestçe dolaşıyor o zaman bizde emeğin dolaşımını savunalım” kolaycılığına düşmüşlerdir. Ancak, mevcut kapitalist kriz ve diğer siyasal açmazlarında gösterdiği gibi, başka bir dünya mümkündür. Dolayısıyla “emeğin serbest dolaşımı” üzerine kurulan dil, örneğin; Polonya’dan kalkıp İsveç’e sekizde bir ücretle çalışmaya giden ve böylelikle sermayeye daha çok kar sağlayan, aynı zamanda mevcut işçilerin daha fazla baskılanmasına vesile olan bir dolaşımı da savunmaktır.
Karşımızda emek adına hazırlanan ama emekten yana çekingen adımlar içeren ve dahası sermayeye “makro çözümler” sunan bir program/yaklaşım var. Bu yaklaşımın bir diğer sorunsalı, -programı aşkın biçimde- sürecin ne şekilde işlediğidir. Kapitalist kriz döneminde işçi, emekçi ve yoksul halk kesimlerinin gerçek talepleri ancak ve ancak kendi öz örgütlerinde ve en küçük birimlerde tartışılarak oluşabilir. Bunun dışında “ısmarlama” veya dışarıdan hazırlanan programların mücadele düzleminde karşılığı olmadığı gibi mevcut hareketleri de atalete iter.
Fakat, işçi ve emekçiler açısından farklı bir durumda vardır. İstanbul, Bursa ve bazı diğer şehirlerde krize karşı dayanışma platformları oluşturuluyor. İşçiler, emekçiler kapitalist krizi ve etkilerini tartışıyor. Emekten yana, sınıf tavrı gösterme cesaretine ve gücüne sahip sendikalar ile meslek örgütleri ortak mücadele zemininin olanaklarını tartışıyor.
Bunlardan biri Birleşik Metal İşçileri Sendikasının düzenlediği, “Kriz, Nedenleri ve Emekçiler İçin Alternatif Öneriler” başlıklı atölye çalışması. Dün başlayan çalışma bugünde devam ediyor. Toplantıya farklı yaklaşıma sahip akademisyenlerin yanı sıra birçok sendikadan da temsilci katılıyor. Sonuç metini kamuoyuyla paylaşılacak tartışmaların, sınıftan yana bir kararlılık ve mücadele çağrısıyla neticelenmesi ve ortaya çıkacak başlıkların geniş kesimlerce tartışılmasının olanaklarının yaratılması sürece gerçek anlamda katkı sağlayacaktır. Aksi durum mevcut olanlardan bir farklılık yaratmayacaktır.
Evrensel-Ekonomik Perspektif-1Kasım 2008

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 13/08/2009 by in Köşe Yazıları and tagged .
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: