Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Gerçeğin önündeki perde: Rasyonalite


Rasyonalite kavramını kelime kökeni itibariyle şöyle bölebiliriz; rasyo-nal-ite. Rasyo, oran demek, rasyonal ise orantılı anlamına gelir ama günlük hayatta “akılcı/ussal” kavramıyla eş kullanılır. Rasyonalite ise “akılcılık” kavramına eş tutulur. “Ekonomik rasyonalite” kavramı ise esas olarak Klasik İktisat sonrası 19. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan, marjinalist yaklaşımın Latince kökenli “homoeoconomicus” kavramından gelişmiştir. Marjinalist yaklaşım daha sonraları neo-klasik ekonomi olarak adlandırılmıştır. Klasik Ekonominin “ekonomi-politik olarak adlandırdığı araştırma disiplini neo-klasik yaklaşımla birlikte ekonomi ye dönüştürülmüştür. Bu depolitizasyon süreci ile birlikte, araştırma alanı; üretim ve sınıflar arası bölüşüm (Ricardo ve Adam Smith üç sınıftan –toprak sahipleri, tüccarlar ve çalışanlar- bahsederken Marx iki sınıflı –kapitalist ve işçi- toplum yapısını öngörür) ilişkileri olan ekonomi-politik yerini kapitalist kâr hırsı, meta fetişizmi ve tüketim davranışlarını inceleyen ve kapitalist kârı artırma yollarını araştıran ekonomi ye bırakır. Bahsedilen ekonomi, kapitalist üretim ilişkilerinin ve emek-değer teorisinin geçerli olduğu kapitalist ekonomi-politiktir.
Sermaye birikiminin nasıl sağlandığının gizlenebilmesi için ekonomide bireylerin özgürce kararlar aldığı ve bu kararları alırken de “rasyonel” davrandığı iddia edilir. Bu yaklaşıma göre, ekonominin sağlıklı(?) işleyişi için anahtar davranış, devletin veya benzeri siyasi erklerin ekonomide hiçbir karara karışmaması ve sermaye birikiminin sürdürülmesini engelleyecek rasyonel olmayan (!) düzenlemelerden kaçınmasıdır. Bu tabii sadece gerçeğin önündeki perdedir. Yoksa kapitalist devlet teorisi sermaye birikimi için müdahalecidir.
Bu kadar yoğun gündemin içinde rasyonalite’den bahsetmemin sebebi, Cemil Ertem’in 19 Ağustos tarihli Taraf gazetesindeki yazısıdır. Ertem, AKP’nin ekonomi politikalarında “rasyonel” davrandığından bahsetmiş ve “çorbada tuzum olsun misali” karınca kararınca methiyeler düzmüş.
Yazısından “cımbızlamadan” alıntı yapalım: “…Eski başbakanların ve hükümetlerin “banka yağmalama” çetesinin öznesi olduğu bir ülke oldu Türkiye. Türkiye yönetici sınıfları ülkede kapitalist üretim ilişkilerini hâkim kılmak gibi bir misyonları olduğunu “seziyorlardı” ama onların dünyaları “bir önceki” dünyaydı. Bunun için kararları, her zaman, çağın gerisinde oldu. Kapitalist ekonomilerde “ekonomik” kararlar iktisadın rasyonalitesi çerçevesinde alınır. Doğrudan ekonomiyi ilgilendiren bir konuda sermaye birikiminin, o anki, gereklerinin belirleyici olması gerekir. Bunun tersi ancak kapitalizm öncesi toplumlarda olur; bu toplumlarda kaynak dağılımı siyasi kararlar ve bunun sonucunda gerçekleşecek “yağma” ile gerçekleşir. Ekonomiye dayanmayan, her türlü üretici faaliyete yabancılaşmış ama buradan beslenen yönetici sınıfların kararları siyasidir. Ekonomik rasyonalite ve buna bağlı ekonomik kararlar ancak kapitalist toplumsal formasyonun ürünüdür. Kapitalizm öncesi toplumların yönetici erkinin iktisadi bakışı olamaz. Perspektifleri sadece politiktir…”
Ertem’e göre, AKP “rasyonalite” ilkesine göre davranıp kapitalist ekonominin işleyişinde sermaye birikiminin önünde set kurmuyor. Dolayısıyla aldığı kararlar “politik” veya “siyasi” değil oldukça “akılcı”. İşçi ve emekçilerin günümüzde de en az eskisi kadar sıklıkla karşı karşıya kaldığı “yağma”nın ekonomik rasyonalitenin işletildiği koşulda olmayacağını söyleyerek olumsuzladığı politikanın en iflah olmazını kendisi yapıyor.
Öte yandan kapitalizm öncesi toplumların yönetici erkinin iktisadi bakışı olamaz derken kapitalist ekonomik sistemi savunmaktadır. Savunurken de tabir-i caiz ise “mideye çalışmaktadır”, totoloji yapmaktadır. Tuzla’da daha çok kâr için ölüme gönderilen işçiler, Atv ve Sabah’ın devlet bankası yardımıyla belli bir grubun sermaye birikimine terk edilmesi, “yandaş” sermaye birikiminin sağlanması için gerçekleştirilen yasal/yasal olmayan düzenlemeler, yok edilen KİT’ler, talan edilip “ekonomi”ye dahil edilen ormanlar ve sahiller…Bu liste uzar gider. Bunlar “politik” veya “siyasi” kararlarla olmuyor mu? Ya da bırakalım “rasyonel” kararlarla olsun. Bu mudur her türlü üretici faaliyete yabancılaşmamış olan? Cemil Ertem’in kapitalist ekonomi-politiği ve onun içerisinde sadece “bir başka hükümet”i savunması şaşıracak veya bu köşeye taşımaya değer bir konu değildir elbette. Asıl sorun yazısının sonunda “solculuk” dersi vermesidir. Şöyle yazıyor Cemil Ertem; “İşte şimdilerde, küresel sermaye birikiminin gereği olarak, bir iç temizliği yapan Türkiye’de sol da bir iç temizliği yapmak zorunda”.
Nasıl bir temizlik istersiniz? Rasyonaliteye uygun mu olsun? Yoksa biraz siyasi ve politik birazda rasyonel mi arzu edersiniz?
Evrensel-Ekonomik Perspektif-23 Ağustos 2008

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 13/08/2009 by in Köşe Yazıları and tagged .
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: