Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Faturayı Ödemiyoruz: Üstü Kalsın!


Küresel kapitalist krizin ulaştığı seviye, artık gizlenemez ve çarpıtılamaz bir görünüme bürünmesine yol açtı. Daha birkaç ay öncesine kadar, kapitalizmin bu büyük bunalımını “finansal kriz” diye tanımlayıp pembe tablo çizenler “yeni kapitalizm”in dinamiklerini tartışıyor ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylüyor.
Kapitalist kriz sürecinin iki farklı biçimde sonuçlanabileceği üzerine çok konuşuldu ve yazıldı. İlk ihtimal, kapitalistler arası yeniden paylaşım sürecinin işlemesi ve kapitalistin kapitalisti mülksüzleştirdiği ve sermaye birikiminin merkezileştiği bir sürecin yaşanmasıdır. Bu birinci durumun var olabilmesinin yegâne koşulu ise krizin faturasının sermaye lehine işçi ve işsiz geniş halk kesimlerine yıkılmasıdır.
İçinden geçilen süreçte, dünyanın tüm kapitalist ülkeleri küresel kapitalist krizi “aşmak” için kamu kaynaklarını üretken sermaye için seferber ediyor. Kapitalist krizin sermaye için aşılması, başta sermaye için üretken emeğin daha fazla oranda artı-değerine el konulması ve yoksul halk kesimlerinin temel sosyal ve ekonomik gereksinmelerinin ötelenmesiyle mümkündür. Bu noktada, kapitalist ülke devletleri tarihte az görünür türden müdahalelerle kapitalist krizi savuşturmaya çalışıyorlar. Bu savuşturma süreci aynı zamanda insanlık için açlık, yoksulluk ve eşitsizliğin giderek arttığı ve artacağı bir durum yaratıyor. Öte yandan, kapitalistin kapitalisti mülksüzleştirmesi aşaması da yaşanıyor. Özellikle enerji, madencilik ve metal emtia alanında Çin’in kapitalist dünyadan satın aldığı şirket sayısı gün geçtikçe artıyor. Dünün “serbest piyasacı” ülkeleri kendi şirketleri elden gittikçe “ulusal çıkar”dan bahsediyor.
Küresel kapitalist krizin yaratabileceği ikinci ihtimal ise işçi sınıfı, emekçiler ve yoksul halk kesimlerinin kapitalist üretim ilişkilerinin sonunu getirmeleridir. Belki kapitalist üretim ilişkilerinin sonunu getirmek değil ama -bir geri adım olarak- mevcut hakların korunması noktasında dünya genelinde ve Türkiye’de Krizin Faturasını Ödemiyoruz! sloganıyla bir direniş noktası yaratılmaya çalışılıyor. Ancak, gündelik hayat sloganlarla günü geçirmek için fazla acımasız. Bir taraftan “krizin faturasını ödemiyoruz” diyen geniş halk kesimleri ve diğer taraftan krizin faturasını açıkladığı paketlerle halkın sırtına yıkan hükümetler…
Krizin faturasını ödemiyoruz ama her geçen gün yeni birilerimiz işsiz kalıyor…
Krizin faturasını ödemiyoruz ama aç yatılıp aç kalkılan günler artıyor…
Krizin faturasını ödemiyoruz ama daha fazla saat çalışıyoruz…
Krizin faturasını ödemiyoruz ama sosyal haklarımız sürekli tırpanlanıyor…
Krizin faturasını ödemiyoruz ama daha düşük ücretle aynı işi yapmaya razı oluyoruz…
Öyleyse krizin faturasını kim ödüyor? Mademki işçi ve emekçiler ödemiyor o zaman faturayı yan masadan mı ödüyorlar?
Sonuç olarak; somut koşullar karşısında somut taleplerle hareket edilmedikçe, sloganlar sadece çekilen acıyı “acı yok, acı yok” diyerek kabullenmeyi ve sermayenin kendi krizinin faturasını daha bir aymazlıkla işçi ve emekçilere yüklemesini kolaylaştırmış oluyor.
Evrensel-Ekonomik Perspektif-21 Mart 2009

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 13/08/2009 by in Köşe Yazıları and tagged .
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: