Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Bir Program da DİSK’ten


İşten atmaların yoğunlaştığı, hak gasplarının sıradanlaştığı, çalışma koşullarının giderek ağırlaştırıldığı bir dönemdeyiz. Bu tablo, işçi sınıfı ve emekçileri sefalet koşullarında çalışabilecekleri bir konuma hapsediyor. Kriz bahanesiyle çalışanlar arasında adeta “temizlik” yapmaya kalkışan kapitalistler böylelikle olası örgütlü mücadele dinamiklerini de ortadan kaldırmaya çalışıyor. Keyfi işten çıkarmalara karşı işyerlerini terk etmeyen işçilere ise saldırıyla cevap veriliyor. Tüm bu yaşananlar, birleşik bir emek cephesinin gerekliliğini her geçen gün daha yoğun hissettiriyor. Sınıf sendikacılığı konusunda samimi tutum sergileyen ve işten atmalara, zamlara ve kötü çalışma koşullarına karşı mücadele eden birkaç sendika ve krize karşı oluşturulan çeşitli yerel platformlar, kapitalist krizin yükünü taşımamak için bir arada durmanın önemini gösteriyor. Bunlar dışında geri kalan konfederasyon, sendika ve meslek odaları ise kapitalist krizin şiddetlenerek yaşandığı son dört ay içerisinde “dostlar alışverişte görsün” diyerek ve kâh salon toplantıları düzenleyip tespitler yaparak kâh programcıklar hazırlayarak/hazırlatarak “bu işi de atlattık” ruhuyla hareket ediyor. Alelacele hazırlanan programlar, kendi tabanlarıyla tartışmadan belirledikleri talepler, İktisat bilimi konusunda ardı ardına sıraladıkları inciler, kriz tahminleri ve sermayeye krizden çıkış önerileri bu bileşenlerin ortaklaşabildikleri davranış biçimleri olageldi.
2004’te kurulan Üçlü Danışma Kurulu, her yıl Ocak, Mayıs ve Eylül aylarında toplanıyor. Kurulun ilgili yönetmelikte belirtilen amacı: “çalışma barışının ve endüstri ilişkilerinin geliştirilmesi, çalışma hayatıyla ilgili mevzuat çalışmalarının ve uygulamalarının izlenmesi, hükümet ile işveren, kamu görevlileri ve işçi sendikaları konfederasyonları arasında etkin bir danışmanın gerçekleştirilmesi” olarak ifade ediliyor. Yani Kurul konfederasyonları uygulanan politikalara yedekleme amacını taşıyor. Kurul 22 Ocak’ta “Küresel ekonomik gelişmeler karşısında çalışma hayatının değerlendirilmesi” başlıklı gündem ile toplanacaktı. Muhtemelen toplantı çıkışında Kurul, basın mensuplarına; önde çalışma bakanı ardında sıralı konfederasyon başkanlarıyla poz verecek ve çalışma bakanı “tüm kesimler olarak tam bir mütabakat içerisindeyiz” diyecek ve ardından bazı konfederasyonlar “yok aslında biz tam mütabakat içinde değiliz” diye kendi konfederasyon binalarında ayrıca poz vereceklerdi. Ancak, işçi konfederasyonlarından ikisinin talebi üzerine, toplantı 28 Ocak 2009’a ertelendi.
Ertelenme haberini ilk duyduğumda, acaba işçi konfederasyonları; “biz kapitalist krizin faturasını ödemeyeceğiz ve Kurulun amacı olan “çalışma barışı”nın işten atmalar son buluncaya ve yoksullaştırıcı politikalardan vazgeçilinceye kadar tarafı olmayacağız”mı demek istediler diye düşündüm. Bunu düşündüğüme inanmayın!. Çünkü, mevcut pratikleri hiçte öyle değil. Sonra haberin detayları geldi. Hak-İş Başkanı hasta olduğu için, Türk-İş ise Türk Metal-Sen Başkanının gözaltına alınmasına üzüldüğü veya kınadığı için katılmıyordu.
Aynı gün DİSK, toplantıya sunmak üzere hazırladığı “Krize Karşı Sosyal Program” başlıklı metnini çalışma bakanına sundu. DİSK’in, KESK, TMMOB, TTB ve Çiftçi-Sen ile ortak imzacısı olduğu ve 28 Ekim 2008’de basın açıklamasıyla duyurulan “Krize Karşı Sosyal Dayanışma ve Demokratikleşme Programı Taslağı” ile bakana sunduğu “Krize Karşı Sosyal Program” arasında –başlıktaki birkaç kelime dışında- neredeyse hiçbir ortak yan bulunmamaktadır. Program, Ekim’de açıklanana göre çok daha somut taleplerden oluşuyor. Bu yanıyla bakıldığında, olumlu bir çalışmadır ve kapitalist kriz koşullarında emekçiler için hükümetin izlemesi gereken bazı politikalara vurgu yapılmaktadır. Ancak metinde, -son yıllarda ILO’nun ısrarla kullandığı- “sosyal taraf” ve “sosyal diyalog” gibi uzlaşmacı kavramlardan kurtulunamamış. Bunun yanında bu tip metinlerde alışkanlık olduğu üzere, sermayeye makro çözümler sunmaktan da geri durulmamış.
Örneğin, “İstihdamı artırmaya ve işsizliği önlemeye yönelik tedbirler” başlığı altında; “Kamunun krizdeki işletmelere kaynak aktarması veya kredi borcu olan işletmelere ödeme kolaylığı sağlaması ancak bunların işten çıkarmama ve çalışma saatlerinin belli bir düzeyde tutma şartına bağlanması” gerektiği ifade ediliyor. Soruyorum: İşveren Konfederasyonu zahmet edip talep etmesin diye mi böyle bir talebe kendi metninizde yer verdiniz?
“Sendikal özgürlüklerin genişletilmesi ve örgütlenme önündeki engellerin kaldırılması” başlığında ise “Ülkemizdeki sendikal mevzuatın değiştirilmesine yönelik olarak sosyal taraflar ile 2008 Nisan ayında yapılan yoğun çalışmalara ve önemli mutabakatlara rağmen, yasal değişikliklerin gerçekleştirilmemiş olması, gerek ülkemiz sendikal hareketinin önemli bir bölümünde gerekse de ILO organlarında hayal kırıklığı yarattığı ortadadır”. Soruyorum: ILO organları neden hayal kırıklığına uğramıştır? ILO’nun empoze ettiği “sosyal diyalog” tezi mi çökmüştür? Yoksa, ILO’da Türkiye adına işçi konfederasyonları yerine TİSK temsilcisinin bulunması nedeniyle size bu “hayal kırıklığı haberi” çarpıtılarak mı gelmiştir?
Bunlar dışında da eleştirilecek birçok yanı bulunan metin her şeye rağmen, somut taleplerden oluşması sebebiyle önemlidir.
Evrensel-Ekonomik Perspektif-24 Ocak 2009

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 13/08/2009 by in Köşe Yazıları and tagged .
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: