Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

2008 Biterken


Yeni bir yıla girerken, eski yılı güzel anılarla uğurlayıp yeni yılı umutlu beklentilerle karşılamak adettir. Fakat, gerek bitirdiğimiz yıl gerekse de yaşayacağımız yıl sıradan değil. Dolayısıyla, iyi temenni ve dileklerle geçiştirilebilecek bir veda ya da karşılama söz konusu olamaz.
İçinden geçtiğimiz küresel kapitalist kriz ortamı, tüm kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfı, emekçiler ve yoksul halk kesimleri için mevcut ekonomik işleyişten umutların kesildiği ve yeni bir dünyanın özleminin çok daha ağır hissedildiği bir süreç yarattı.
Neo-liberal saldırganlığın en aymaz savunucuları bile teorilerinin çöküşünü kabul ettiler. Kapitalizm içerisinde devletin rolü ve uluslararası ticaretin kuralları yeniden tartışılmaya başlandı.
Sadece finans alanının problemi gibi tanıtılan ve talep yetersizliği sorununa bağlı gösterilen krizin hızla üretken alanları sardığı ama bir taraftan da krizi fırsat bilen sermayedarların işçi kıyımına gittiği günümüzde, yaşanılan sürece dair birçok tahlil televizyon ekranlarından ve gazete sayfalarından hayatlarımıza girdi.
Sermayenin organik iktisatçıları “o kanal senin, bu kanal benim” deyip ekranlarda boy gösterirken, o boy ve endamın ötesinde kapitalist krizin gerçek nedenlerine “teğet geçtiler”.
Bu “Fars komedisi” halinin yarattığı ortamdan olsa gerek, Başbakan da hızını alamayıp kapitalist krizin “tamamen psikolojik” olduğunu açıkladı.
Krizi aniden ortaya çıkan “hastalıklı” bir durum olarak tanımlamak akıl tutulması yaratmaktan başka bir işe yaramaz. Kriz kapitalizme içkindir. Kapitalist üretim ilişkileri var oldukça krizlerde olacaktır. Dolayısıyla durum sadece “hastalıklı” değil, aynı zamanda “hastalık yaratan” bir boyuttadır. Hal böyle iken, ortaya atacağınız hiçbir reçete mevcut üretim ve bölüşüm ilişkilerini toplumsal boyutta “daha iyi” kılmaz.
Bu yeniden paylaşım sürecinde, sınıflar arası ve sınıf içi ittifak ve çatışmaların ne şekilde ilerleyeceği aslında topyekûn kapitalizminde nasıl bir evreye doğru gelişeceğini gösterecek.
Krizin öz niteliğini doğru biçimde tanımlamak, krize karşı harekete geçmek içinde temel noktayı oluşturmaktadır. Kriz “aşırı üretim” krizidir. Dolayısıyla, kapitalist kâr hırsıyla ortaya çıkmış ve tüm kapitalist ülkelerdeki milyonlarca emekçiyi etkisi altına almıştır.
Bu durum yeni değildir. Yeni bir durum olmadığını bundan yıllar önce Stalin’in “aşırı üretim” krizlerine yönelik tespitinde de görebiliriz.
J. V. Stalin aşırı üretim krizlerini SBKP/B 16. Kongresine sunduğu raporda şöyle anlatıyor:
“Ekonomik aşırı üretim krizlerinin temel nedeni, bizzat tüm kapitalist üretim sisteminde yatmaktadır. Krizin temeli, üretimin toplumsal karakteriyle, üretimin sonuçlarının mal edinilmesinin kapitalist biçimi arasındaki çelişkide yatmaktadır. Kapitalizmin bu temel çelişkisinin ifadesi, azami kapitalist kârı elde etmeyi hedefleyen kapitalizmin üretim kapasitelerinin muazzam ölçüde büyümesiyle yaşam standartları kapitalistler tarafından asgari sınırlar içinde tutulmaya çalışılan milyonlarca emekçi kitlesinin ödeme gücüne sahip talebinin görece gerilemesi arasındaki çelişkidir. Rekabet mücadelesinde kazanmak ve mümkün olduğunca çok kâr sızdırmak için kapitalistler, tekniği geliştirmek, rasyonalizasyon uygulamak, işçilerin sömürüsünü şiddetlendirmek ve fabrikalarının üretim kapasitelerini sonuna kadar artırmak zorundadırlar. Birbirlerinin arkasında kalmamak için bütün kapitalistler üretim olanaklarını hızla geliştirme yoluna şu ya da bu biçimde girmek zorundadırlar. Fakat gerek iç Pazar gerek dış Pazar, son tahlilde ana alıcılar olan milyonlarca işçi köylü kitlesinin alım gücü düşük seviyede kalır. Aşırı üretim krizleri bundandır. Az çok periyodik olarak tekrarlanan, metaların [emtianın] satılmamasına, üretimin gerilemesine, işsizliğin büyümesine, ücretlerin düşmesine neden olan, böylece de üretim seviyesiyle ödeme gücüne sahip talebin seviyesi arasındaki çelişkiyi daha da keskinleştiren bilinen sonuçlar bunlardır. Aşırı üretim krizi, bu çelişkinin şiddetli ve yıkıcı biçimlerdeki ifadesidir.”
Geniş halk kesimleri için, daha fazla yoksulluk, işsizlik ve umutsuzluk taşıyan 2008’den 2009’a baktığımızda; bir taraftan kriz koşullarının daha da ağırlaşacağını ama beraberinde krizi yaratan üretim ilişkilerinin daha fazla sorgulanacağını söyleyebiliriz.
Evrensel-Ekonomik Perspektif-27 Aralık 2008

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 13/08/2009 by in Köşe Yazıları and tagged .
Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: