Prof. Dr. Sinan Alçın

segui il tuo corso e lascia dir le genti

Eski Köye Yeni Liberaller


Son yerel seçimler öncesinde Liberal Demokrat Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adayının Sirkeci’de düzenlediği miting TV’lerin dikkatinden kaçmadı. Mitinge toplam 11 kişi katıldı. Yani gayet “makul” bir sayı. Durumun vahametinin farkında olan aday, sözlerine yeni camiyi işaret ederek başladı: “Şurada cenazem kaldırılsa daha çok insan toplanır”. Haklıydı. Kapitalist ekonominin baş savunucuları Kapitalizmin yenilgisini kabul etmişken, halkın böylesi akımlara rağbet etmemesi çok doğaldır. 11 kişinin neredeyse tamamı adayın aile eşrafından ibaretti. Fakat gerçek liberaller kendileriyle yüzleşirken “yeni liberaller” son yıllarda hızla çoğaldılar. Sosyal devlete karşı “sosyal piyasayı” savundular, iş güvencesi yerine “mikro-krediyi” savundular, sınıf çıkarları yerine “sosyal diyalogu” savundular. Dünya Bankası raporlarını okudular, George Soros’un toplantılarını takip ettiler, “turuncu devrimler”e öykündüler. Sınıf temelinden yoksun burjuva demokrasisinin baş savunucuları oldular. Birçoğu düne kadar ne söyledilerse bugünlerde tersini iddia ettiler. Tam bir akıl tutulması hali aldı gitti. Kavramlar bağlamından koptu.
***
Cemil Ertem, Taraf gazetesindeki 28 Nisan tarihli yazısına “Zenginliğin Yeni Kaynağı” başlığını atmış. Başlık atmakla kalsa iyi, bir güzel yazıp geçmiş. Yazısının ilk paragrafında, içinde bulunulan krizin zenginliğin kaynağını değiştireceği iddiasında bulunduktan sonra, “Zenginliğin ancak serbest piyasa ortamında yapılacak üretimle olacağını, Ulusların Zenginliği’nde Adam Smith anlatmıştı” diyor. Liberalizmin geliştiği dönemi, “Adam Smith’in kuramını oluşturduğu dönem, üretime dayalı sermaye birikimini ve ‘serbest rekabeti’ anlatır” şeklinde ifade ettikten sonra Adam Smith’in piyasaya devlet müdahalesine karşı olduğunu iddia ediyor.
Yazının devamında Adam Smith ve dönemin liberalizmine övgüler sıraladıktan sonra, özellikle Almanya ile başlayıp “kıta Avrupası”na yayılan ve kendisinin “devletçi kapitalizm” olarak tanımladığı sürecin deyim yerindeyse “bir avuç inciri berbat ettiğini” anlatıyor. Günümüzde ise bu işleyişin “kriz sayesinde” tamamen bittiğini vurguluyor. Ertem, “Zenginliğin yeni kaynağı bilgi ağları, iletişim, nano teknoloji ve ötesi…” ifadesiyle birçok teknik yeniliğin ortaya çıktığı erken kapitalist döneme dönüldüğünü ima ediyor.
Ertem’in yazısının eleştirisini tek yazıya sığdırmak kolay değil. O kadar fazla kavram birbirinin içindeki, ayıklayıp genel olarak ne anlattığını aktarmak bile bu yazının yarısını kapladı. Ama bir yerlerden başlamalı. Öncelikle Adam Smith, Ertem’in iddiasının tersine, Ulusların Zenginliği (1776) kitabında devlet müdahalesinin gerekli olduğu ekonomik faaliyetleri sayfalarca tartışmıştır. Smith’in bu “düzenlemeci” yönü onu en çok eleştirenlerden Keynes tarafından bile 1926 yılında New Republic dergisindeki bir yazısında kabul edilmiştir. Bu tartışma –en kötü ihtimalle- 1926 yılında sonlandığına göre Ertem’in diğer argümanlarıyla devam edelim.
Ertem, hem bu yazısında hem de daha önceki yazılarında kapitalist ekonomik sistem içerisinde devlet ve piyasayı ayrı var oluş alanları olarak tanımlayıp bunun üzerinden kapitalizmler arasından seçim yapıyor. “Devletçi Kapitalizm” vurgusu, sanki kapitalizm içerisinde esasen devletin yeri olmadığı gibi garip bir soyutlama yaratıyor. Oysa ki, kapitalizm içerisinde sermaye birikimine yön veren -erken kapitalizm döneminden beri- hep devletler olmuştur. Kimlerin hangi ihaleleri alacağı, hangi enerji yatırımlarının hangi gruplar tarafından üstlenileceği, kamu kaynaklarının hangi yatırım alanlarında veya teşvikinde kullanılacağının cevabı -bugün olduğu gibi dünde- kapitalist devlettedir. Kapitalizm içerisinde devleti kapitalizmin dışında ve onun işleyiş yasalarını zora sokan bir aygıt gibi yorumlamak; mevcut ekonomik ilişkilerin otonom yasalara sahip olduğunu iddia etmeyi getirir. Ertem bu noktada, teknolojik inovasyonun “zenginliğin” kaynağı olduğundan bahsediyor ve ülke örnekleri veriyor. Teknoloji konusu oldukça önemli ve üzerine fazlaca düşünüp yazmayı gerektiren bir konu bu sebeple bu yazıya sıkıştırmayacağım. Ancak, teknoloji konusundaki görüşlerinde C. Ertem yalnız değil. Kendini “sol”da tanımlayan birçok araştırmacı ve akademisyen konu teknoloji olduğunda indirgemeci akıl yürütmelerden kendilerini alamıyorlar. Teknolojinin ve tekniğin toplumsal karakteri ve sınıfsal yapısı üzerine düşünmekten ziyade; aniden icatçının bulduğu “sihirli” bir iksire benzetip “herkes bunu içmeli” demektedirler. Milyon yıllık insan emeğini yok sayıp, kapitalizm içinde “zenginlik” alanları aramak demek; açlık ve yoksullukla boğuşan milyonlar ile dalga geçip, kapitalistlere kâr alanı göstermektir. Hangi sermaye birikimiyle, kimlerin işsiz kalması uğruna, hangi artı-değer sömürü süreçlerini işleterek, hangi uluslar ötesi kapitalistlere eklemlenerek bu “yeni zenginlik” vahasına girilecek?
Yoksulluğu anlamak için bakılacak yer zenginliktir; zenginliği anlamak için ise yoksulluğa bakmak yeterlidir.

Evrensel-Ekonomik Perspektif- 04.05.2009

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 16/05/2009 by in Köşe Yazıları and tagged .

Dolaşım

Follow Prof. Dr. Sinan Alçın on WordPress.com
%d blogcu bunu beğendi: